6 Kasım 2012 Salı

2 yaş ve getirdikleri...

Artık Tal 2 yaşında... bebek değil artık. Sevdikleri sevmedikleri, tercihleri, karakteri ile bir bütün. Beni şaşırtıyor sürekli. Bıcır bıcır konuşuyor, her gün o kadar çok kelime öğreniyor ki!! o hızda öğrenebilmeyi isterdim. En şaşırttığı durumlardan biri emziği bırakması oldu. Anne canlısı olarak hem hemen bıraksın istiyordum hem de süreçten o kadar korkuyordum ki...Önce biraz doktor dişlerin bozulur en iyisi sen bir tek yatarken emzik al dedim. Kararsızlığımı sezmiş olacak ı-ıhh dedi sadece. Böyle olmayacak, çocuk haklı yeni okula başladı hem bayramda benden uzak olacak en iyisi emzik bırakma işini erteleyeyim dedim. Ama sürekli ayısı elinde emzik ağızda bir yandan içim cızz ediyor. Bayramın hemen öncesindeki cumartesi işten döndüm babasıyla oynuyorlar ve diyalog şu şekilde ilerledi; Tal: Baba bak titin (emziğe diyor) pis olmuş, sümük olmuş... Baba: Evet pis olmuş, istersen çöpe at Anne kaş göz işareti yaparak babayı durdurmaya çalışırken, Tal gidip emziği tuvaletin çöpüne attı (hem de kendi odasındaki bez çöpü değil dikkatinizi çekerim!!) Ben panik sessizce babaya nasıl olacak? hiç hazır değiliz? ya bu gece çok zor geçerse? hem bakıcı yok? hem misafir var? hem haftaya biz yokuz filan derken. Vedat belki de o hazır dur bakalım deneyelim dedi. Haklıydı da. Ve olan oldu. o gün Tal emziği bıraktı. Biraz sordu attın ya emziği dedik, büyüdün sen artık dedik. O akşam zor uyumadı, beni şaşırttı Gece biraz kalktı ama o kadar sonra da emzik maceramız son buldu.Ertesi gün, babasının kucağında araba kullandırdık büyüdü diye. O kadar kocaman bir gülümsemeyi tekrar görmek isterim. Tal'e ve Vedat'a güvenmem gerektiğini bir kez daha hatırladım. O kadar gururu duydum ki. İşte annenin planı ile işlerin yürümediğinin bir kanıtı daha.. o istedi ve bıraktı bu kadar... 2 yaşa gelince kelimeler arttı, beceriler arttı, emzik gitti ama krizler de arttı. Kendi istediği olmadığında yerlere yatmalar, gözyaşsız yalancıktan ağlamalar, bağırmalar var artık... Haydi bakalım Barney Stinson'ın dediği gibi: challenge accepted!! Yeni kitaplar hazır, şimdi çalışma zamanı.

15 Ekim 2012 Pazartesi

hayattan kısa kısa

çokkk oldu yazmayalı :( Hep aklımda şunu yazacağım bunu yazacağım da vakit yok... Tal iki yaşında oldu (2 yaş yazısı beynimde tasarım aşamasında) Okulda başladı haftada 3 yarım gün anne işteyken :) çok da keyif alıyor. Ben de onunla gurur duyuyorum bol bol... Artık kendisi yiyor yemeğini (evde daha değil ama okulda yiyor işte) Konuşma artık cümlelerle. İnanılmaz şeyler söylüyor. Duygu kelimeleri var. İstediği olmayınca "Üzüldüm anne" diyor. Başka arkadaşı ağlayınca ise "üzülmüş" diyor. Lelepop ve çucalate en sevdikleri (mümkün olduğu kadar az vermeye çalışıyorum) Kendi kendine birden emziği bıraktı (Maceramız ekim 2012'de blogda :)) Sevdiği ve tercih ettiği giysiler var hatta bazılarını beğenmezse "beğenmedim, güzel değil giyip denemiyor bileee!!" Tam bir erkek çocuğu en sevdiği oyunlar; arabalar, uçaklar... Hatta aaa sana hediye aldık deyince araba ya da uçak değilse hayal kırıklığı yaşıyor. Bu yaz da yüzme en keyifli etkinlik oldu ( zaman zaman denizden korktu ama su gördü mü dayanamadı hep girdi) En sevdiği diğer bir şey ağaçlardan meyveleri koparıp yemek. Uyku ayısı halen onun için çok önemli. Hata onu konuşturmaya da başladı "Meyebaa, Bye bye" gibi. Bu dönemde biraz vurmalar başladı ama onları da bekliyorduk. Hamur oynamayı da çok seviyor salyangoz, meyve sepeti filan yapıyoruz. Baya bir vakit geçiriyoruz. Babası ile en çok kudurmayı seviyor o zamanlarda beni dışarı çıkarıyor... Yüreğim dayanmıyor onları seyretmeye aksiyon bol. Karışmayayım diye beni azad ediyor heralde :) Haa unutmadan ben de arada 3 aydır pilates'e başladım. iyi gidiyor seviyorum. Yola devam. Hayat sayesinde her gün bir sürpriz... ve ben her gün bu sürprizleri merakla bekliyorum :)

14 Ağustos 2012 Salı

Haklıyız daima!!

Bulunduğumuz ülkede yaşamak bazen bana daraltıcı geliyor... Sürekli hırrgürrr geçiyor hayatımız. Saygı yok denecek kadar az. Herkes her zaman haklı!! Neler mi görüyorum?? 1)Arabada giderken birçok arabadan çöpler dışarı atılıyor... içimden gelen; aynen attıklarını camlarından içeri atmak. Dürtü kontrolüm var ondan kendimi kontrol ediyorum. 2)Trafik kurallarına uyan sayısı uymayandan az. Siz trafikte giderken başkası uymazsa ve ona korna çalarsanız haksızsınız, küfürü yersiniz. Hiç uğraşmayın. 3) Biz kurallara uymuyoruz ama polisler de uymuyor. Onlar örnek olmak zorunda değiller mi??? Cep telefonuyla konuşabilirler, yerlere çöp atabilirler mi?? 4)Trafikte kadınsanız zaten baştan haksızsınız. Susun oturun. 5)Yerlere tükürmek bir hak adeta bizim ülkemizde. Tükürmeyen kaybeder kardeşim ne karışıyorsun? 6) Kaldırımlar araba parkı gibi kullanılabilir. Tekerlekli sandalye kullananlar ve pusetliler çıkmasın bize ne!!! 7)Sinyal vermeye gerek yok. arkamdaki zaten ehliyet almak için hazırlanırken müneccimlik sınavına da hazırlanıyorlar yaaa!! 8)Seni uyaran birine bağırabilir hatta ona vurma hakkında da sahipsin. Bir ileri adım 3. sayfa haberi olarak onu da vurup öldür canım sana kim karışır!! 9) Yol verilmez alınır sen alamıyorsan suç bizde değil... bekle istersen PATLAA 10)Çocuk var diye etrafta ses tonumuzu ve dediklerimizi ayarlamak zorunda değiliz, o bizi dinlemesin... hem çocuktur anlamazzz!! 11) Millet 3 ay trafik çekmiş çok mu? neden alternatif getirelim ki onlar paşa paşa beklemiyorlar mı zaten? Çok çevreci gibi bir ilkokul çocuğu gibi gözüküyorum biliyorum ama bu sağduyudur ve maalesef bizim memlekete sağduyu oranı yok denecek kadar az... Ne yapmalı da arttırmalı şu sağduyuyu?? işin kötüsü olanlarda kaybediyor hepten gümleyeceğiz diye korkuyorum...

19 Mart 2012 Pazartesi

Tal büyürken...

Tal kocaman bir çocuk artık. Kesinlikle bebek değil. Onun gelişim hızına bakıyorum ve heyecanla izliyorum her gün yeni ne olacak diye.

Tam doğumgününün ertesi günü ilk adımı ile başladı bu hızlı gelişim.

Dede derken birden anne, kuş, fu-fu(su), mama (acıkınca)gibi kelimeler kullanmaya başladı.
Şimdi ise yeşil rengi tanıyıp söylüyor (gerçi sonra diğer renklere de diyor ama öncelik yeşilde)
En sevdiği aktivite ise şu zamanlarda parmak boyama; özellikle ona aldığım masasını boyayıp sonra ıslak mendille silmeyi seviyor ( titizlik konusunda babaya çekmiş)
Tam bir erkek çocuk olarak arabalar ve toplar özellikle ilgi alanları.
Tahta puzzle lar artık onun için çok rahat yapılan bir aktivite. hatta 2'li puzzle'ları da yapıyor ama takma işi halen zor. bana veriyor ben takıyorum.
Resim albümlerinden tanıdıklarına bakıyor, bazen kim olduğunu söylüyor, bazen de sadece gösteriyor.
Bebek Koala kitaplarından özellikle Doğumgünü kitabını çok seviyor. Mumları üflemeye çalşıyor. her pasta onun için mum üflemek demek :)
Kahkahalara ne olduğunu anlamasa bile eşlik ediyor.
Tam bir taklitçi maymum oldu. ne yapsak o da deniyor... hayatı bizim üstümüzden öğreniyor.
Bir de bu ara kızgınlıkları ortaya çıktı. Tipik 2 yaş dönemine giriyoruz sanırım.

Her şey bu kadar iyi gidiyor ama her zamanki gibi anne canlısının kafası karışık? Kafasındaki Ya...? hiç bitmiyor.
Ya kızdığımda kötü örnek oluyorsam? Ya sinirli kalırsa? Ya sosyal olmazsa? Ya kendine güveni olmazsa? Ya çok başına buyruk olursa? gibi yüzlerce ve bazen de birbirleriyle çelişen bir sürü gereksiz Yaaa?
Neden anne canlısının kafası sürekli meşgul??
Ama yalnız olmadığımı biliyorum her anne böyle? Öyle değil mi?

23 Ocak 2012 Pazartesi

süper güçlerim olsaydı

Annelik hayatı bambaşka bir yere taşıyor kadın için... Özellikle ilk sene bir başkası etrafında dönüyor hayatınız. Adeta o iyi olsun, büyüsün, huzurlu ve mutlu olsun diye çarpıyor kalbiniz. Asla takmam dediğiniz şeyleri takmaya başlıyorsunuz. Asla yapmam dediklerinizi de yapar buluyorsunuz kendinizi. Annelik bir yolculuk kimi zaman fırtınasız, güneşli, engebesiz bir yolda ilerlerken bir bakıyorsunuz fırtına ağaçları devirmiş önünüzde bir sürü engel... İşte bu gibi zamanlarda süper kahramanlık güçlerim olsaydı keşke diye hayal eder buluyorum kendimi. Hatta INSPECTOR GADGET gibi işime yarayacak farklı altlerim olsaydı. İhtiyaç anında kullanıp, o engelleri aşsaydım. İşte isteklerim;
- Sabır taşı: Geceleri defalarca kalkarken, nedenini bir türlü bilmediğiniz ağlamaları olduğunda, saatlerce uğraş verip pişirdiğiniz yemeği tükürüp yüzüne bile bakmadığında kullanılmak üzere bir sabır taşı...
- Neşe küpü: Neşeli anne olmamı dilemişti kayınvalidem ilk anneler günümde... Bunu bana hatırlatacak bir küp olsa. Mutsuz anlarımda devreye girip neşelenmemi sağlasa...
- Değişim rüzgarı: Dedim ya yeni bir hayat başlıyor çocuk doğunca... En gerekli özelliklerden biri esneklik. Esnek olmak şart adeta. O nedenle esneyemem durumlarında bizi esnetecek bir değişim rüzgarı hiç de fena olmazdı.
- Yaratıcılık şapkası: Kafamıza koysak hop yaratıcı ve zevkli aktiviteler ve oyunlar gelse aklımıza...
- İyileştirme enerjisi: Bir annenin enerjisini en çok alan şey bebeğinin hasta olması. Onu öyle görmek dünyanın en zor şeyi, o nedenle annelerin iyileştirme enerjisi olsa onu yaydıkları an çocuklarının hastalığı geçse?
- Enerji veren şarj: Dünyanın en enerjik canlıları bebekler, anneler yetişemiyor adeta bebeklere. Pilleri bitiyor belki de daha gün yeni başlarken. O nedenle bir şarj aleti olsa- annelere bol bol enerji verse...
- Zamanı katlayarak arttıran saat: Anne koluna taktığında bir günü 24 saatten 48 saate çıkarsa... Böylece anne hem bebeğe, hem işine, hem eşine ve hem de KENDİNE vakit ayırabilse.
Şu anki tecrübelerime göre bu özellikleri isterdim. Zaman geçtikçe ihtiyaçlar farklılaşıyor tabii. Ona göre yeni eşyalar ve güçler isteyeceğim haberiniz olsun. Belki seneye yeni bir liste hazırlarım.
Bu arada var mı sizlerin de ihtiyacı? En azından ihtiyaçları göz önüne koyabilmek için böyle bir liste de siz hazırlayın derim. Hatta tüm tanıdıklarınıza da okutun listenizi ki bazen onlar size destek olsun bu eşyalar yerine.

P.S: Bu yazıyı themmagger.com daki the femme dergisi için hazırlamıştım. Geçen aylarda yayınlandı, şimdi de buraya koymak istedim....