17 Aralık 2010 Cuma

Bir düşünün...

Bir düşünün sırtınız kaşınıyor, o bölgeye ulaşamıyorsunuz- çevrenizdeki kimse de dilinizi anlamıyor derdinizi anlatamıyorsunuz...
Bir düşünün gözünüze kirpik kaçtı- kendiniz çıkaramıyorsunuz- çevrenizdeki kimseye de anlatamıyorsunuz
Bir düşünün başınız ağrıyor ama çevrenizdekilere nerenizin ağrıdığını söyleyemiyorsunuz
Bir düşünün o sırada uyuyamıyorsunuz ama anlatamıyorsunuz ki kimseye derdinizi
Bir düşünün gaz ağrınız ar ama anlatamıyorsunuz diye zorla yemek yedirmeye çalışıyorlar
Bir düşünün elbisenizin etiketi sırtınızı kaşındırıyor
Bir düşünün t-shirtünüz yamulmuş sizi rahatsız ediyor....

Derdini anlatamamak bu dünyadaki en kötü his. Bebekler bunu her gün yaşıyor :(
Anne zaman geçtikçe anlamaya başlıyor bazı temel ihtiyaç ağlamalarını ama milyonlarca olasılık olabilir kimi zaman o küçük bedeni rahatsız eden. Keşke bebeklerin bir ekranı olsa da gösterse diye konuştuk geçenlerde bir arkadaşımla. güzel olmaz mıydı? Ekranda o anki şikayetin ne olduğunun resmi olsa diyor anne tarafım. O zaman dil bu şekilde gelişmezdi ama diye düşünüyor uzman tarafım.

Bir başka konu da beni meraklandıran; Sahi bebekler nasıl düşünürler? İmgelerle mi?

9 Aralık 2010 Perşembe

2. Ayım ve Karşınızda yine Ben



Sevgili Dünya,
Artık seni daha çok anlamaya başladım. Aksamüstü çökünce artık eskisi kadar huzursuz olmuyorum. Hapşırdığımda, kustuğumda, hıçkırdığımda korkmuyorum. Biliyorum ki bunlar geçecek. Artık banyodan çıkınca da ağlamıyorum. Hatta babamın masajlarını o kadar seviyorum ki...

Annem ve ben gazlara nasıl savaşacağımızı öğrendik (ama halen annem zaman zaman unutup gaz yapan yiyecekler yiyor- sonra o gece uyumakta zorlanınca hatırlıyor ne yediğini tabii biraz kızıyorum ona). Gazları halen sevmiyorum. Gaz çıkarınca herkes benimle bir ohh çekiyor :) Anlayacağınız bu ay da gaz mevzuu evimizin gündeminde...

Artık çevremde sürekli olan birkaç kişiyi tanımaya başladım. Seslerini ve söyledikleri şarkıları da tanıyorum. Çevremde diğer tanımadığım ama bana şirinlik yapanlara da gülüyorum. Herkes komik geliyor bu aralar. Ben gülünce annem ve babam çok seviniyorlar- birbirlerini çağırıp "bak bak ne yapıyor?'' diyorlar ya işte bu beni daha çok güldürüyor.

Annem sürekli değişik oyuncaklar çıkarıyor. Geçen gün o kadar çok oyuncak gösterdiler ki başladım ağlamaya. Resmen daldılar oyuna, göremediler ki ben yoruldum. Neyse bir güzel ağladıktan sonra süt emip annemin kucağında uykuya dalmak çok keyifliydi. Şu günlerde baby relaxtaki oyunu çok seviyorum. Elimle ve ayaklarımla vurunca müzik çalıyor bir de sulu ışık var ki bayılıyorum bakmaya... Şimdilik annem ellerimi kullanmama da yardımcı oluyor. Birkaç kere oynadıktan sonra sevinsin diye ben de şöyle bir vurur gibi yapıyorum :)


Geçen gün bir sürü arkadaş buluştuk. Oraya gittiğimde şöyle bir bakındım ve sonra mışıl mışıl uyudum. Annem diğer annelerle sohbet etti. Haftaya yine bir araya geleckmişiz. Ban uyar. Bu arada o gün annemle ilk defa tek başımıza bahçe dışında bir yere gittik. Ben de arabada sessiz durarak ona yardımcı oldum. Hemen teşekkürü kaptım :) Ama annem yürüyen merdivene yalnız binmemek için beni asansörlerde dolaştırdı durdu.



Bu hayatta halen en çok keyif aldığım şey; emmek, sonra kucakta sallanmak, araba ile gezmek, dışarı çıkmak, sabah oynadığımız oyunlar, banyooo yapmak, uyumak

En sevmediklerim ise; Halen GAZZZZZ, üşümek, terlemek, aşı olmak. Sahii yaa ben aşı oldum. Daha önce de oldum ama bu seferkiler çok zordu. Çok iğrenç canım yandı resmen. Neyse ki annem anlatmıştı olacakları. Doktora da hazırlıklı gittik. Annem tatlı bir şey verdi doktora gitmeden. Ağzımdan bir güzel tükürdüm başta ama sonra annem anlatnca neden yutmak zorunda olduğumu yedim bitirdim.

Bu arada aşıdan eve döndükten sonra halam geldi beni oyalamaya. O da Albert eniştem gibi bana kızılderi dansı yaptırdı. Çok seviyorum ben bu dansı. Hemen rahatlıyorum. Yaşasııınnnn... Ama yetişkinlerin benim kadar enerjisi yok bir süre sonra bırakıyorlar ya dansı üzülüyorum :(

Ehh işte bir ayda böyle geçti sevgili izleyiciler. Beni izlemeye devam edin :)

Sevgiler
Tal

2 Aralık 2010 Perşembe

Zor zamanlar nasıl geçer?

Zor zamanlar nasıl geçer?diye bir mailin bana düşündürdükleri üzerine...

Alp’e ithafen...
2 senenin ardından...

Uzun terapi sürecinden sonra anladım ki... Geçmez hep orada kalır ama sen onunla baş edecek güce ulaşırsın. Daha güçlüsündür zorluktan. Benim için anlatayım. Herkesi güçlendiren şeylr vardır. Benim için o şeyler birileridir. Aile, arkadaş,hatta küçük kedimdir benim için.

İçindeyken geçmez diye düşünürsün. Bir an nefesin keslir. Her şeyi sorgularsın. İçin sıkışır başlarsın ağlamaya. Geçmeyecek dersin, neden ben dersin? Hayat mı bu? Var mı ki Tanrı? Ben ne yaptım ki? Yüzlerce düşünce geçer gider. İçin sıkışır hastaneye bile gidersin hep aynı şikayetlerle. Yok dersin olmayacak yapamayacağım. İstemiyorum bu zalim oyunu, yapamayacağım dersin.

Sonra biri gelir yanına sana iyi gelir. Tünelin ucundaki ışık gibi. Bu birisi bazen sevdiğin biridir, bazen hiç tanımadığın birisidir, bazen insan bile değildir belki bir kedi ya da köpek. Bilerek ya da bilmeden uzaklaştırır seni düşüncelerinden. Bazen sadece bir dokunuş, bazen de sadece bir gülümseme ile. Sonra sen kafandaki düşünceleri paylaşırsın. Bir bakarsın ki bu biri seninle paylaşır o zor zamanı, sana destek olur, bilirsin ki her zaman fiilen olmasa bile düşüncende hep vardır hep seni düşünür. O birisi bir bakarsın birileri olmuş, bir bakarsın etrafta bir sürü özel kişi senin için ordalar. Bazen seninle ağlarlar, bazen seni güldürmeye çalışırlar. Bazen bir bardak su getirir hayati ihtiyaçlarını karşılarlar. Zor zaman bitmez aslında da hayatındaki önemli birileri ile çekilir olur. Bilirsin ki onlar için sen de özelsin. Onların ihtiyacı olduğunda sen de ordasın. Çünkü bu dünyada en çekilir şey o birilerinin orada olması. Zor zamanları seninle paylaşıp senin için mutlu anlar inşaa ederler. Bazen isteyerek bazen de bilmeden.

Bazen birlileri eksilirler hayatından, bazen isteyerek yollar ayrılır, bazen elini tutmana rağmen gitmesi gereklidir. İşte en zor zamanla birilerini kaybetmekle olur. İki sene önce bu akşam burada toplanan herkes için birisi ayrıldı-gitti. Gitmedi aslında baksanıza hepimizin gözyaşında, çarpan kalbinde, işleyen beyninde. Kimi onun espirilerini hatılıyor,kimi bitmeyen enerjisiyle, kimi sessizce yaptığı iyilikleri, kimi güzel anılara dalmıştır onunla... Aslında hepimizin bir parçasında var o burada. o burada bıraktığı güzellikler ile birlikte.

Sevgili ALP, sen hepimiz için özelSİN. Dikkat et di'li geçmiş zaman kullanmıyorum. Çünkü her zaman özel olacaksın. Her zaman hatırlanacak, her zaman yüzümüzde bir tebessüm oluşturacaksın. Sayende zor zamanlarda daha kuvvetli olmak için çalışmalar yaptım, sayende ölüm korkusu ile yüzleştim. Bunun için sana teşekkür ederim. Heralde herkesin sana teşekkür edeceği şeyler vardır. İşte bu teşekkürlerin toplamı seni anlatıyor.
Eskiden seni kaybettiğime üzülürken şimdi seni bunca zamandır tanımış olduğuma sevinmeyi öğrendim senin sayende, TEŞEKKÜR EDERİM...

25 Kasım 2010 Perşembe

Bebekli yaşamdan enstantaneler 1

*Zaman: Bayramın 3. günü
Yer: Bir balıkçıda açık hava
Kuzucuk kıpırdanıyor, annesi korkuyor yeni bir kriz gelir mi?

S: Keşke bebeklerin bir günde sadece 3 kere kullanabileceğin bir düğmesi olsa. Kriz anında, ona bassan kuzucuk rahatlasa, uyusa.
V: Elektrik süpürgesi varya...
S: Doğru!!

Şimdi bu nasıl bir espiri anlamadık diyebilirsiniz. Bu espirinin ardındaki hikayeyi anlatayım.

Kuzucuğun krizi olan bir günde, evde işler devam ediyordu haliyle. Birden elektrik süpürgesinin yüksek sesi çıktı. Kuzucuk ağlamaktan mor hale gelmişken bir de baktık ki sustu ve sesi dikkatle dinlemeye başladı. Sonra da birden uyudu. Bizim kuzu için fön de işe yarıyor. Çok kriz olunca bu iki sesi kullanıyoruz. Annelik yapmayacağım dediğin şeyleri gün gelince yapmaktan ibaret sanırım...

Not: 1) D&Rdaki kolik cdsini de hep görürdüm almamıştım. Aldım denedim. Tal inanılmaz bir hızla rahatladı, yatağında sessiz ve dikkatli bir biçimde sesleri dinlemeye başladı. Tavsiye ederim.

*İtiraf ediyorum. İlk banyoların birinde yanlışlıkla Tal'in sırtını yıkarken yüzü suya girdi biz farketmeden. Neyse ki bir şey olmadı. Ama bizler acemi anne-baba olarak çok sıkıntılandık. Hatta uzunca bir süre kuzucuğun nefesini takip ettik.

9 Kasım 2010 Salı

Tal'den yeni mesajınız var


Sevgili Dünya,
Bu yazdığım 2. mektup. Artık bir ayı geçti bu dünyada olalı. Hergün bir macera, her gün bir yenilik. Öğrenecek o kadar çok şey var ki. Annem ve babam beni sürekli yeni kişilerle tanıştırıyorlar. Onlar için önemli olan kişilermiş. Hayatlarında çok insan varmış. Tamam itiraf ediyorum, hepsinin ismini bilmesem de kucaklarına almaları ve benimle oynamaları hoşuma gidiyor. Yeni oyunlar, yeni yerler, yeni yüzler... Öğrenecek çok şey var.
Bu aralar karnım doyduğunda ve gazım çıktığında hafif bir tebessüm atmaya başladım. Hatta ufak ufak sesler çıkarıyorum. Şu yetişkin denen insan türü çok komik; anında beni taklit ediyorlar. Hatta üstüne bir de ne dediğime dair yorumlarda bulunuyorlar. Neyse ben de o şekilde eğleniyorum onlarla. Annemin baya geniş bir şarkı repertuarı var. Babam ise en sevdiğim aktiviteyi yaptırıyor bana akşamları. Çok rahatlıyorum. Buna banyo diyorlar, ben ise kendimi anne karnında hissettiğim için rahatlıyorum ama banyodan çıkmak en büyük acılarımdan biri. Üşüyorum çünkü. Bir de bazen çok k*k* yapıyorum ohh rahatlıyorum. Annem hemen alıyor lavabo dene yere yine su doldurup beni içine sokuyor. Bir ona bakıyorum bir aynaya çok zevkli. Pazar sabahlarını çok seviyorum. Babam işe gitmiyor. saat 7 de anne ve babamın yatağında keyif yapıyoruz, hem de 10'a kadar :) Onlar da mutlu oluyor ben yanlarında olunca.
Artık annemler daha çok dışarı çıkıyorlar. O zamanlar bana büyükannemler ve dedemler bakıyor. Bir de tabii Dilara ablam.
Teyzemin bir arkadaşı geldi geçenlerde o kadar beğendim ki ona gülücükler attım. Bunlar refleks gülücükleri diyorlar ama kız tam benim tipimdi :) Halacım da beni çok şımartıyor. Nereden buluyor o güzel hediyeleri bilmiyorum. Anneanne ve dedem bu ara yine bizdeler. Çok güzel oyunlar yapıyorlar. babam yine gitti. :( ama perşembeye dönecek ben ve annem onu hemen özlüyoruz. Babaannem ve dedem ise bana süper güzel ciciler almışlar. Onlar da verirken çok heyecanlandılar, ben de bakarken heyecanlandım.
Ocak ayı dedikleri bir zamanda tatile gidiyormuşuz, dağ denilen bol karlı bir yere bakalım. Annem karları çok seveceğimi söyledi.
Bu arada annemin aldığı zürafa en sevdiğim oyuncağım. Ona hep bakıyorum, hatta annem kucağıma koyunca kol bile atıyorum. İlk oyuncağım Bay Zürafa seni çok seviyorum. Sesini duyunca hemen sana bakıyorum.
Geçen gün hem iki arkadaşım (Mila ve İris) beni ziyarete geldiler, hem de kuzen Aksel. Henüz hepsinin yanında virgül gibi küçük kalıyorum. Ama güzel emerek size yetişmeye çalışacağım. Şu anlık onlara bakıp ne yaptıklarını anlamaya çalışıyorum.
Bu arada anne ve babamın büyükanne ve dedeleriyle de tanıştım. Üçü de çok şekerler hep bana bakıp güzel şeyler söylüyorlar. Gözlerinin içi gülüyor bana baktıklarında. sanırım sadece bu dünyada olmam bile onları mutlu ediyor. Ağlasam bile onlar gülümsüyorlar. Bu arada ağlamak demişken ben akşamüstlerini hiç hiç sevmiyorum karanlık baıyor, gün bitiyor. Sevmediğim için de başlıyorum ağlamaya. Neyse her hafta değişik bir yöntem buluyorlar beni rahatlatacak. Bu ara en sevdiğim şeyler; annemin bana geleceğimi anlatması, ve fön denilen aletin sesi.
Şimdi uyku vaktim geldi. Bir sonraki mektupta görüşürüz.
Sevgiler,
Tal
Not: Bu dünyada en sevmediğim şey halen GAZ denilen illettt...annem ve babam bana yardımcı olmaya çalılşıyorlar gazlar bize geçsin diyorlar ama olmuyor. Bir de ıkın hadi çıkar diyorlar. Sahi ne demek IKINmak??

1 Kasım 2010 Pazartesi

Mim Furyası 2: İlk 5 Mimi

Sevgili arkadaşım Sadece Anne beni mimlemiş :)
En çok okunan ilk 5 yazımla ilgili. uzun süreden beri google analytics'e kayıt olduğum için oradaki verilere bakmam yetti. daha çok okunan 5 yazımı bulmak için. Bu arada blog yazarlarına şiddetle tavsiye ederim google analyticsi. (Tabii benim gibi obssesifseniz :) Her neyse yazıların çoğu sn dönemde yazdığım yazılar. Sadece bir tanesi eski yazılarımdan biri. Kendimden bir an için utandım çünkü o eski yaznın ne olduğunu yazıyı hatırlamıyordum. Girdim okudum, güzel bir yazı olmuş- iyi ki ilk 5 e girmiş de ben de bir kez daha okumuş oldum yazıyı.
1) En çok okunan yazım: Tal'in İlk Mektubu :) (aferin oğluma- boynuz kualğı geçiyor) ben de yazarken çok keyif aldım. heralde ondan ve tabii bir bebeğin ağzından yazılmış olmasından en çok okunan yazı olmuş :)
2)İkinci rağbet gören yazım ise kendi hakkımda yaptığım bir itiraf ile ilgili. Aslında son yazım. Değişime Direnç Gösteren Kız. Bunun da çok okunmasının nedenlerinden bir kendim hakkımda dürüst bir açıklama olması diye düşünüyorum.
3)Wan-Na Faciası da 3. en çok okunan yazım. Belki de popüler bir yer hakkında olduğu için çok okunmuştur. En azından baya bir kişiye ulaşmış olduğuna seviniyorum :)
4)Ve sıra geldi 4 numaraya. 4 numara hatırlamadığım önceden yazdığım yazı. İçten bir yazı olmuş. Benim için önemli olan kelimeleri anlatmışım kısaca, okudum ve farkettim ki hislerim halen aynı. Karşınızda Kelimelerin Gücü yazım.
5) Ve en çok okunan 5. yazım Bundan 4 Hafta Sonra başlıklı yazım. O da bir duygu seli sonucu doğan bir yazı. En çok okunanlardan olmasına şaşmadım açıkçası
Sonuç: Sanırım içten gelen, kısa ve öz yazılar en çok hit alanlar.
Bu nedenle içinden geldiği gibi yazmaya, çağrışımları dinlemeye devam :)
Sevgiler

19 Ekim 2010 Salı

Değişime direnç gösteren kız

Bir roman ya da film başlığı gibi oldu. (bkz. ejderha dövmeli kız) İnsan tüm gün evde olunca bazen böyle gariplikler yapabiliyor.

Evet itiraf ediyorum mesleğim gereği herkese değişmyene tek şey değişimdir diye yönlendirip insanların kendilerinde değişimler yaratmaları için teşvik eden ben, aslında değişimler ile başedemediğimi fark ettim. Yani o kız benim!
Seyahat etmeye, yeni insanlarla tanışmaya, yeni yerlere gitmeye bayılırım. Keşif yapmayı severim. Bunlar da bir tür değişim ama... Büyük hayat değişimlerinde elimde değil panik oluyorum. Bunca senedir "ben Başak burcu özelliklerinin hiç birine sahip değilim" diye gururla dolaşırken bir de baktım ki hayat kontrolü elimden giderken paniğin önde gideni ben de oluyor. Hemen başlıyor mide ve cilt problemleri.
Hastane yatağında yatarken anladım balayında neden rahatsızlandığımı. Sorun yorgunluk filan değil. Evimin, hayatımın değişmesi. Kalabalıktan iki kişilik hayata geçmek beni ürküttü. Sessiziliği sevmedim başta. Hatta kendi düzensizliğimi yansıtmaya çalıştım. Uzun zamanlar sürekli dışarıda bir şeylere koşturdum. Evliliğe alışmam süre alsa da sonra o kadar hoşuma gitti ki ikili yaşam. Bu sefer yeni rolüm ile birlikte upss oldum. Bu sefer de çoklu yaşamaya başladık. İlk bir hafta zorlu oldu. midem mi ağrıyacak diye bekledim durdum. Neyse ki bu sefer daha çabuk adapte oldum (yani sanırım).

İlk acemiliği üstümden attım ya iyiyim ben. Acemi kalem olmak beni korkutmuyor ama acemi anne olmak iyi gelmedi. hata yapmak korkutuyor beni. ama ne yapalım hatalar yapılmadan uzmanlaşılmıyor sanırım. Düzensizlik düzenine ayak uydurmaya çalışıyorum. Becericem hissiyle yazıyorum şu an. hormonlar da destekliyor şu an beni :)Şu sıralar durumum stabil gibi.

Yarın bakalım nasıl hissedeceğim???

14 Ekim 2010 Perşembe

İlk mektup


Sevgili Dünya,
Henüz 10 günlüğüm ana ilk mektubumu annem benim ağzımdan yazıyor. Doğduğum andan beri bir sürü kişi bana tezahurat yapıyorlar, bana bakıyorlar, kokluyorlar, öpüyorlar... sıcak bir his sanırım buna sevilmek deniyor. herkes seferber olmuş benim için başta da ailem. annem, babam, büyükannemler, büyükbabamlar, halam ve teyzem, eniştem, kuzenler herkes ama herkes! sanırım anne ve babama destek oluyorlar çünkü onlar bu işte acemi. babam sanırım daha sekin, annem ise korkuyor yanlış yapmaktan. Gün geçtikçe kendine daha çok güvenmeye başladı, sanırım verdiğim sinyalleri de anlamaya başladı.

Hastanede işler daha zordu. sürekli hemşire ve doktorlar vardı. Annem ve benim canımı acıtıp durdular ama bunların hepsi ikimizin sağlığı içinmiş öyle anlattı annem. İlk gördüğüm kişi Dr. Viki oldu. bizi hiç yalnız bırakmadı. Annem ona çok güveniyormuş. Dolasıyla ben de güveniyorum.

Evde en sevdiğim yer odam. Annem ve babamın yanında yatmayı sevmedim, sonuçta ben 10 günlük kocaman biriyim ne öyle hep beraber yatmak filan bana yakışmaz. Onlar da sevindiler odamı sevmeme. Bir de evde tüylü Rasta diye bir yaratık var meğersem kedi diyorlarmış. Tatlı bir şey beni merak ediyor. Ağladığımda emen yakınıma gelip kokluyor. odamdan hep çıkartıyorlar üzülüyorum onun için ama büyüyünce iyi anlaşacağımıza eminim.

En sevdiğim şey; meme emmmek ve uyumak bir de oyun denilen bir şeyler yapıyorlar ama henüz çözemedim ne olduğunu ağırdan alıyoruz zaten. Galiba spor konusunda anneme çektim pek sevmiyorum henüz. Bakarsınız sonradan alışır ve severim. Babam çok seviyormuş bir bildiği vardır.

Dünya garip bir yer 8. günde canımı çok yaktılar. Şartmış meğerse. O akşam hepimiz için ama en çok da benim için zor geçti. Neyse kucaklarda uyuttular nöbetleşe ayakta kaldılar. biraz sakinledim. Pansuman çıkınca ise kocaman bir uyku çektim. halen alt değiştirirken huzursuz oluyor ya bir daha yaparlarsa diye.

İlk defa Pazartesi günü doktora gittik. Arkadaşım Mert te oradaydı. Beraber ilk resmimizi çektirdik. Doktor beni ve annemi kutladı. Kilo almışım her nedemekse. Annem o gün çok mutluydu. Bunu hissedince ben de huzurlu oldum. Bana yapacaklarımızı anlatıyor annem. O zaman ben de rahatlıyorum neler olacağını bilince.

Şimdi işlerime döneme lazım. Tekrar yazarım. Beni izlemeye devam edin :)

Sevgiler,
Tal

17 Eylül 2010 Cuma

Bu yazı da çok sevdiğim kocama

Çünkü bugün bizim ikili hayatımızın 4. Senesi...çünkü onu çok seviyorum. Çünkü 15 yaşımdan beri hep yanımdaydı ve uyandığımda onu yanımda gördüğümde huzurluyum.

Bizimkisi 14 senelik bir beraberlik. Yeni tanıştığım birine bunu söylediğimde çok şaşırıyor. Nasıl bu kadar uzun zamandır birliktesiniz? Bu kadar küçükten beri diye soruyorlar... ben de bugün onu düşündüm nasıl?

Bulduğum cevaplar:
-Biz bu kadar zamandır birlikteyiz çünkü birbirimizi olduğu gibi kabul ediyoruz. Değiştirmeye çalışmıyoruz. Kimse mükemmel değil zaman zaman uyumsuzluk da ortaya çıksa bir şekilde birbirimizi hatalarımıza rağmen seviyoruz. Kimi zaman gülüyoruz bu hatalara, kimi zaman sadece görmezden geliyoruz.
-Biz bu kadar zamandır beraberiz çünkü beraber eğleniyoruz.
-Biz bu kadar zamandır beraberiz çünkü beraber dedikodu yapmayı seviyoruz 
-Biz bu kadar zamandır beraberiz çünkü birbirimizin işlerinden anlamasak da dinliyoruz
-Biz bu kadar zamandır beraberiz çünkü birbirimize baktığımızda halen ilk günkü heyecan oluyor...
-Biz bu kadar zamandır beraberiz çünkü uzun zaman birlikte olalım diye kasmadık, hayat bizi buraya getirdi.

Umarım bundan 44 sene sonra bu liste uzayıp gider ve ben belki de 10.000 yazımda yine bu listeyi hazırlarım.

Sevgili Vedat, bu yazı sana... çünkü seni çok seviyorum...

9 Eylül 2010 Perşembe

Bundan 4 hafta sonra

Bundan 4 hafta sonra, yeni yepyeni bir rolüm olacak...
Bundan 4 hafta sonra, yeni bir insan dünyaya merhaba diyecek
Bundan 4 hafta sonra, yeni bağlar kuruluyor olacak
Bundan 4 hafta sonra, çevremizdeki herkes için ama en çok da bizim için yepyeni bir hayat olacak...

Belirsizlikler çok... Bir an çok heyecanlı ve hemen 4 haftanın bitmesini isterken,bir an sonra eyvah nasıl olacak bu iş diyorum kendime.
Sonra da akışa bırakmayı tercih ediyorum. Tekrar rahatlıyorum. Bu dönemde okuduklarıma göre bu değişiklikler gayet normal.
Hamileliğin, hormonların ve hayat değişiminin bir parçası tüm bunlar.

Kuzunun odası hazır... girip girip bakıp bir şeyler değiştirip çıkıyoruz. Eşyaları yıkandı. Yerleştirildi. Valiz de hazır gibi. hamilelik kursunu da geçen hafta tamamladık. Her şey küçük kuzu için hazır olur da önceden gelmek isterse diye. Umarım tam vaktinde gelmek ister hazır olduğunda.Ama bilsin ki biz onun için hazırız.

İçimde ki güzel hislere göre iyi bir üçlü takım olacağız ve tabii ailelerimizin ve sevdiklerimizin desteğiyle bu çok daha kolay olacak.

13 Ağustos 2010 Cuma

ButiK Otel dediğin??

Nedir sizce butik otel anlayışı?
-Özel hizmet veren
-Çok kalabalık olmayan
- Tarzı olan, her otele benzemeyen insanın gittiğinde içine huzur veren bir yer olarak tanımlıyorum ben kendimce butik otellleri.

Peki özel hizmeti bir tek müşterisine mi yapacak? Müşterisi dışındaki insanlara nasıl yaklaşmalı? Nasılsa müşterimiz değil ne hali varsa görsü şeklinde mi?

İşte Haziran başında böyle bir otel ile karşılaştım. Bodrum'un cennet köşesi Cennet koyu'nda Atami Otel. Butik bir otel ama maalesef butikliği sadece kendine. İnsanlık öldü mü diye sorduran bir yaklaşım içindeler...

Cennet koyu gerçekten cennet gibi bir yer, Atami Otel'de bu koydaki tek otel. Bir kere otele ulaşmak çok zor çünkü yolları bozuk. O kadar bozuk ki 10 dakikada varacağınız noktaya varmanız çok çok uzun zaman alıyor. Hadi diyelim bu belediye'nin sorunu. Ama otel müşterisi olsam bu mudur yani özel hizmete giden yol diye düşünürüm.
Neyse güç bela vardıktan sonra bir güvenlik sizi karşılıyor ama belli ki personel eğitimini almamış. Nasıl konuşulduğunu bile bilmiyorlar.

İtiraf ediyorum ben otel müşterisi değildim. Sadece o koydaki bir tekneye bineceğim için otelin iskelesini kullanmamız gerekiyordu. İzin vermemek en doğal hakları AMA....
O yoldan 6 aylık hamileyi göndermeyip insiyatif kullanabileceklerini düşünüyorum. Güvenlik görevlisi bunun münkün olmadığını söyledi. Arkadaşlarım arabada 6 aylık hamile var. Birkerelik izin verin diyer sordular. Güvenlik:"Olmaz müşterilerimizi rahatsız edersiniz "diye yanıtladı. Doğru izin verseler, denizi olan bir iskeleden bir bota binerken 4 aklı başında olmayan genç Atami oteli dağıttı gibi bir yazı görebilirdiniz ertesi gün gazetelerde.
Biz de bunun üstüne bir yetkili ile konuşmak istediğimizi belirttik. Sonuç aynı. resepsiyondaki bey ben insiyatif kullanamam müdürümüzle konuşayım döneyim dedi. 20 dakika dönmedi. heralde müdür çok meşgul. tekrar aradık açmadı.
Artık tamam sıcakta bu kadar beklemek yeter. Mecburen aynı bozuk yoldan geri döndük. Tam dönerken resepsiyondaki bey aradı, (tesadüf tam biz ayrıldığımızda) kusura bakmayın izin vermedik filan derken ben aldım telefonu... Güvenlik görevlisinin uygunsuz yaklaşımından bahsederken aynen reklamlarda olduğu gibi !!! (tünele girdim duyamıyorum) birden bu bey beni duyamamaya başladı ve suratıma telefonu kapattı. Sonra aradığımda ise bu sefer hiç açmadı telefonu.
Doğru ben ATAMİ Otel müşterisi değildim, bana özel hizmet vermek zorunda değiller. Ama Personelini kişilerle otel görevlisi olarak nasıl konuşması gerektiği hakkında eğitmeliler , tüm otelin alması gereken dersler ise İNSANLIK 101, İNSİYATİF Kullanma Sanatı 100, İletişim Becerilerine Giriş...
Bu yazıyı yazdım, Atami'ye farkeder mi HAYIR?? bir ses getirir mi?? HAYIRRR
ama en azından ben içimden attım ve sizlere ulaştım.
En azından potansiyel müşteri olarak beni kaybettiler. Belki sizler de otel seçerken seçeneklerinizi değerlendirirken bu yazıyı aklınıza getirirsiniz.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Çok Çok uzun bir aradan sonra

Yaklaşık 5 aydır yazı yazamıyorum. Öyle böyle değil hiç yazamıyorum. Ailelere yönelik yazdığım yazılarda durdu. Çok yoğun bir dönemin ardından yazın sakinliği bu sene çok iyi geldi. malum ben de artık ağırlaştım. Yavaşladım.
Hamileliğim çok rahat geçiyor. Çok keyifli bir dönem benim için. Yani şanslı hamilelerdenim. Destek olanlar çok :)
Tam yıllık yazısı gibi nereden başlasam nasıl anlatsam durumundayım. Süper tatillere gittim onları da yazmak istiyorum, kendi iç yolculuğumu da yazmak istiyorum. Dur o zaman birinci adım planlama.
Tatil yazısını sanırım bir sonraki sefer yazacağım çünkü resimlerimi de koymak istiyorum.
O zaman bu bir iç yolculuk yazısı olacak.
Hamilelik ve bebek şu an en büyük gündemim. İnsanın hayatı birden değişiyor (ki şu an bir çok yeni anne ya da kıdemli anne "sen daha dur bir bebeğin olsun asıl değişim o zaman" diyecekler). Çok da haklılar ama şu an bile hayatım-ız da bir çok değişiklikler var.
Evlenirken "Ben" "Biz" e dönüyor ama şimdi Biz hep "O"na döndük. Onun için evde tadilat, onun için parti, onun için oda, onun için kedinin tüylerini kestir, O nun hareketleri derken baktık ki hayatımız O olmuş. Yanlış anlamayın şikayet yok. Çok da keyifli.
Bir o kadar heyecanlı. bazen unutuyorum, küçük bey hemen biliyor hatırlatmasını kendini :)
Sanırım en zevklisi de onun sürekli (en azından şu anlık) benimle olduğunu bilmek. Ayrışmak zor olacak diye tahmin ediyorum. Annelere anlattıklarımı bakalım ben ne şekilde yapabileceğim.
Neyse hamilelik şekeri nedeniyle hayatımda ilk defa fasafiso yapmadan, mırın kırın (azcık) etmeden gördüm ki ben rejim yapabiliyormuşum. Her ne kadar şu şeker işine başta bozulsam da ben galiba büyüdüm :) artık kontrol benim elimde. (ara kaçamaklar var tabii- ama hayat sşyah beyaz değil ki ben sürekli rejim yapayım)
Vayy be, özlemişim yazmayı. :) Umarım çok dağılmamışımdır, 5 ayda beynimde sürü sürü konu birikti.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Acemikalemden-acemianneye

Hayatimda yeni bir gecis surecindeyim. Vedat ile artik yeni rollerimize hazirlanmaya basladik.

Keyifli ama soru isaretlerinin bitmedigi bir surec. O nedenle yazilarim bir sure aralikli oldu. Bu surecte yazdim, dusundum, sordum sorusturdum. Yazilarim birikti, ama su anlik yazilari kendime saklamayi dusunuyorum. Bakarsiniz sonra bir kismini post edebilirim.


Hamilelik doneminin hayatima getirtigi bir cok olumlu yon oldu;

- Artik daha saglikli besleniyorum

- Kendimi ve vucudumu daha cok dinliyorum- ozen gosteriyorum

- Artik hic uyku sorunum yok- sip diye uyuyorum

- Insanlar da daha ozenli - Sanki beni bebege hazirliyorlar, enerjim yuksek olsun diye


Uzun zaman gecse de hayatimdaki bu onemli zamani sizlerle paylasmak istedim. Su an surecin tam yarisindayiz. Heyecanliyiz, mutluyuz. Her doktora gidisimizde onu gormek icin sabirsizlaniyoruz. Onun icin bircok hazirlik icersindeyiz.

Tahmin edersiniz ki bu aralar farkli konularin yani sira ara ara bu konuyla ilgili dusuncelerim de artik burada olacak.

Acemi anne adayi :)


8 Nisan 2010 Perşembe

Mim furyasına katıldım... seri 1

Artık ben de mimlenir oldum.... hem de iki kere ve çok önce mimlendim ama bir türlü kafayı toplayaıp yazmamıştım. şimdi ilk mim i yazıyorum... en yakın zamanda diğerini de yapacağım. Bu mim in konusu yemek...Sevgili Beyazın İstilası'nın sözleriyle "yiyip yiyip kilo almasam diyenler"mimi. Gerçi şu sıralar kilo almak benim için sorun değil :) ama olsun varsın yemekle ilgili keyifli bir mimim olsun!

DİKKAT BU YAZIDAN SONRA KOŞARAK YEMEK YEMEK İSTERSENİZ SORUMLUSU ACEMİKALEM DEĞİLDİR :)

1)Benim bir kere şöyle bi huyum var. patlayana kadar yesem de... toksam bile hayatta öğün atlamam. öğünü de meyveyle geçiştirmem
2)Mantı dedin mi akan sular durur. Bodrum mantıda gece mideyi doldurmaya bayılırım
3)Çikolatanın her türü makbüldür... hiç bir kuvvvet durduramaz çikolata yememi. en sevdiğimi tür portakallı çikolata...
4)İskender kebap mis- hem sağlıklı protein var, kalsiyum var , sebzede var sayılır :) eskiden her pazar abbamlarla uludağ kebapçısına giderdik ya da iskendere ne güzel günlerdi :)
5)Çok sık olmasa da fast food da yerim... Burger King ve Kentucky tercihim
6)Sushi'yi seveceğimi hiç düşünmezdim ama seviyorum artık saolsun Vedat... Mori, Vogue tercihlerim
7)İş arkadaşlarım özellikle ççookk yoğun günlerde keyifli süprizler yapıyorlar. Mozaik pasta ya da ekler alıyorlar. Hiç hayır diyemem.
8) Son zamanlardaki takıntım... pazar sabahları Emirgan Süt-İş in kahvaltısı. tek kelimeyle mükemmel... bazen o kadar çok simit peynir ve börek yiyorum ki yumurtaya yer kalmıyor üzülüyorumm...
9) Pizzaaa- Miss Pizzayı tek geçerim
10)Bira-Patates keyfi. toksam bile yerim... he de B.ün deyimiyle anne patatesi olursa bir kg bile yerim
11) Pazar akşamları için Adem baba Arnavutköy- balık salata (peynirli, ince kıyım, karidesli)...
12) Diyelim ki Kahavaltıda evdeyiz- vedat'ın spesyalitesi ıspanaklı keçi peynirli omleti olmazsa olmaz.
13) Sinemada L.nin patlamış mısırı- istemem der yan cebime sokarım :)
14) Büyükannemin spesyalitesi- ismi komik ama Takayut- Edirne yemeği - patlıcanlı kıymalı bir yemek.
yaa bu mim bitmez... acıktım bile. Belki bu mim in serilerini yaparımm

10 Mart 2010 Çarşamba

Wan-NA Faciasi

Geçen hafta Cuma çok sevgili dostumun doğumgünüydü... Özel bir gün, yeni bir yer deneyelim diye zor bela yer bulduğumuz Wan-na ya gittik. Bizbize olduğumuz için, sohbeti muhabbeti sevdiğimiz için ve en önemlisi birbirimizden keyif aldığımız için güzel bir geceydi. Güzel bir geceydi ama mekana notum eksi puanlarda. Yemeklerine bayildiğim, servisi iyi ve her zaman kalabalık bir yerdi anılarımdaki Wan-Na.
Şimdi ise Wan-Na nin son gerçekliğiyle ilgili notlar: 1) 10 da akşam yemeği rezervasyonu olmasına rağmen, masamızı kapabilmemiz 11 i buldu. üstelik çok mırın kırın etmemiz gerekti. 2) Garson bazılarımızın ana yemeklerini girişten önce getirdi. Bazılarımız ise yemeğe başladığında diğerleri yemeğini çoktan bitirmişti.
3) Kalabalık çöktü- sanki tüm kızlara Kızılay siyah mini elbise ve Channel çanta dağıtmıştı (sanırım İstanbul'daki kızların orjinal olamama, hep aynı olabilme gibi bir dertleri var)
4) Saat 12 civarı gelen bir grup kendini bilmez genç, onların masası diye bize taciz etmeye başladı- kardeşim yemeğe gelindiyse en geç 12 de kalkılır- halbuki bilmedikleri gerçek yemeklere ancak o saatte kavuştuğumuzdu. 5) Garsonu bulmak oldukça zordu 6)1-2 kişi ile başlayan içeride sigara içme faslı saat 1:00 itibarıyla içmeyene kötü bakın politikasına dönmüş ve etrafa kötü kokulu bir şiş bulutu hakimdi
7)Dışarı çıkmak istediğimizde bu yarım saatimize mal oldu. O kadar kalabalıktı ki dışarı adım atmak mümkün değildi.
8) Asansörün önünde zavalli tıkış tıkış duran bir sürü insan gerisinde ise artık içeri almıyoruz sesleri vardı. Özet: Bir daha uzun bir süre sanırım Wan-Na' ya uğramayacağım. Bu tabii şu şartarda onlar için bir kayıp olarak gözükmese de yeni bir hip mekan açıldığında anında kapanacaklarının habercisi...

3 Mart 2010 Çarşamba

Çiftlere Öneri...


Çok uzun zamandır düşünüyordum bunu yazmayı. Dün akşam da çok sevdiğim kız arkadaşlarımla da öneminden bahsettik, o nedenle bu haftanın konusu olsun diye düşündüm.
Bence her sene her çift, başbaşa 4 gün bile olsa bir tatile çıkmalı. Daha çok birbirine vakit ayırmak, anı yaratmak, konuşmak, dinlemek için... Biz geçen seneden beri bu uygulamaya başladık. Çok da zevkli oluyor.
Diğer tatillerde zaten arkadaşlar ve aileye vakit ayırabiliyoruz. Birazda ikimize vakit :) sloganıyla yola çıktık. Tavsiye ederim. Her sene bir balayı (neden sadece düğün senesine sınırlı kalsın ki?)

Resim: http://www.yeniresim.com/data/media/330/www..yeniresim.com_-_Romantik_Resimler_-_Kalp.jpg adlı siteden alınmıştır.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Düşünceni durdurmak diye bir şey olabilir mi?




Üniversitede bir ders almıştım Hafıza ve Bellek üzerine... Hocamız şunu söylemişti beyaz bir fil düşünmeyin. Evet o an farkettim ki her ne kadar bazı düşünceleri uzaklaştırmaya çalışsak da bu çoğu zaman mümkün olmuyor. Sahi düşüncelerimizi durdurabilir miyiz? Düşünmeden durabilir miyiz? The Power of Now kitabına göre durdurabiliriz. Ama ben nasıl yapilabileceğini keşfedemedim!! Yardımcıolabilecek var mı? İstediğinde içsesini durdurmak nasıl olurdu acaba?

Geceleri uyumadan önce bunu yapabilmeyi becerdim ama nasıl becerdim ben de emin değilim.
Resim http://sustainability.tufts.edu/images/Frog-thinking.jpg adlı siteden alınmıştır.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Bir Bakın


Benim yapmayı en sevdiğim şeylerden biri insanları gözlemlemek. Beni tanıyanlar bilir ben çok konuşurum ama bir yandan da bakar ve takip ederim. Mesela bir cafede birini bekliyorum yalnızım, ilk iş sokakatan geçenleri gözlemlemek. Ruh hallerine bakarım, nasıl hissediyorlar diye. Zamanla bir oyun gibi oldu benim için... Tabii meseleğim için de iyi bir pratik. Arabada iki kişi varsa rollaerini anlamaya çalışırım, aradaki iletişime bakarım, o an kavga ediyorlarsa gözlerini okumaya çalışırım onlar ne anlatıyor diye. Sessiz olarak sadece ifadelerle bir kavgaya tanık olmak ve bana hissetirdikleri, benim atıflarım oluyor aslında...
Siz de oynar mısınız bu oyunu? Yoksa tek miyim? Bir ara düşündüm herkes yapıyordur dedim ama sormak da istedim...
Resim: http://www.komikim.com/karikatur/karikaturler/selcuk_erdem/gozlem.jpg adlı siteden alınmıştır.

1 Şubat 2010 Pazartesi

En Büyük Hayal?


Merhabalar,
Uzun zamandır yazı fikri gelmiyor aklıma, heralde yoğun bir dönemdeyim deyip takmıyorum... Bakalım ne zaman açılacak beynimin yaratıcı kısmı tekrardan...

Düşündüm de, herkesin vardır bir hayali... en azından çocuklara sorduğumda bir çoğu biliyor hayallerini...Sahi çocuklara sorarken farkettim de uzun zamandır üzerine düşünmemişim hayallerimi. Küçükken en büyük hayallerimden biri manken olmaktı :) nedeni sorduklarında çok da basitti bein için cevap: herkes beğensin diye :) Bir de pedagog olmak isterdim ne olduğunu bilmiyordum ama çocukların işin içinde olması yetiyordu. Eh bu hayalímin uzağında değilim... Ama şimdi yeni hayaller koymam lazım ki gece uyumadan önceki anlarım renklensin. Son zamanlarda dikkat ettim de ben hep tatil hayalleri kuruyorum (hem de bu sene çok gittim ama hiç bir zaman yetmiyor ki tatiller :))
Peki ya siz, sizin neydi hayaliniz? Neresindesiniz hayalinizin? ne yapıyorsunuz onun için? En son ne zaman hayal kurdunuz? Temizleyin beyninizdeki hayal rafını, tozu gitsin bakın ne güzel şeyler var orada...
Resim: http://img2.blogcu.com/images/h/a/z/hazan1974/cocuk_1.jpg sitesinden alınmıştır.

28 Ocak 2010 Perşembe

Berlin'de yemek :)

Berlin seyahatımız biteli çok uzun zaman oluyorr... Geriye güzel anılar ve fotoğraflarımız kaldı.
Tatilin hatırlanması için fotoğraflar gerçekten çok önemli... her tatil öncesi fotoğraflarla ilgili okuma yaparım ama vakit bulursam fotoğraf dersi alıp, tatil anılarımızı daha da çalı yaşatmak isterdim.
Her neyse konumuz yemeklerse uzatmadan hemen başlayalım.

1)Mutlaka gidilmesi gereken restoran Royal Grill- süper bir etçi. Her yediğimiz çok lezzetliydi. Özellikle kobe beef i tavsiye ederim. Bir de giriş olarak karides mutlaka alınması lazım... yaa canım çekti :)
2)Bocca di bacco- çok çok güzel bir İtalyan restoranı. bir check atılması iyi olur. Orada yiyen bir sürü İtalyan'da var. (benim için bir kriter :))
3) Schwarzwaldstuben- küçük bir cafe.. yemekleri hoş ortamı güzel bir öğlen yemeği için hoş bir alternatif olabilir...Yalnız servis biraz yavaş aman dikkat
4)Sokakta sosis... mutlaka deneyin. ben ekmeği büyüttüm tavsiye ederim yoksa sadece sosis yiyorsunuz :)
5)Döner yemem diye düşünüyordum ama mutlaka yiyin dediler. denedim pişman olmadım. ilk defa soslu döner yedim. Hasır'ı denemenizi tavsiye ederim.
6)MUHTEŞEM bir pizzacıda yedik. Düşünüyordum ne gerek Berlin'de pizza diye ama en sevdiğim yerlerden biri oldu. hem ucuz hem çok kaliteli. 10 numara bir yemekti. En kısa zamanda ismini sizler için bulacağım yazık ki kartlarını almamışım. Bu arada üstünden metro geçtiği için titrek ve sesli bir yer :)Yaşasın google pizzacının ismi XII Apostel... Pizzalarının ismi çok komik. ve kocamannnn pizzaları varrr.
7) Berlin'de ilk yer ayırttığımız restaurant ise Luter Wegner oldu. Yılbaşı akşamı gittik. Yemek güzeldi özellikle Carpaccio süperdi... ortam ise vasattı. gidilip görülebilir. Gidemezseniz de çok üzülmeyin...
Bu arada Berlin'de çikolatacılar çok hoş gözüküyor. Gittik her çeşidinden aldık. Güzel ama Fransa'daki çikolataya yaklaşamaz. bir çikolata fanatığı olarak haber vermek istedim. Yerin ismi: Fassbender & Rausch

Bol yemekli Tatilller dileğiyle....

15 Ocak 2010 Cuma

Beklemek nereye kadar :)

Berlin ile ilgili yazacağım dedim bir türlü olmadı. Ben de bir büyük Berlin yazısı yerine önce Berlin hakkında kısa notlar yazayım, yazıyı böleyim diye düşündüm. (Evet, ödevimi unuttum yine kartlar evde kaldı kısaca :))
Berlin deyince aklıma;
Eski pişmanlıklarından doğan bir sürü anıt (ilginç olanı bir kısmı yer altına yapılmış)
Kocaman geniş caddeler
Yılbaşı meydanda büyük değişiklik
Yılbaşı zamanı- sokakları birazda çatışma havasına sokan- herkesin bireysel patlattığı havai fişekler
Bol Bol kar
bir sürü city center
Doğu Batı
Saatlerce sıra beklemek
Gece klüpleri (24 saat süren partiler- her ne kadar giriş yapamasak da)
Bergama Müzesi
Charlie-Checkpoint (ve aşırı kalabalık müzesi)
Jewish Museum (mutlaka rehberle gezilesi)
HotDog (her köşe başında)
Soğuk çok soğuk
Dışarıdan aksi gözüken konuşunca tatlı insanlar
Türk Taksiciler
Döner- hiç soslu yediniz mi?
Duvar resimleri
Circus Hotelin tatlı çalışanları
geliyor...
bilmem kısaca tatili özetlemiş oldum mu?
Şehri beğendim mi? Evet Bir daha gider miyim? Yine evettt
Tavsiye edilesi restoranlar ve yerler bir sonraki yazıya.....

6 Ocak 2010 Çarşamba

Kelimelerin Gücü


Evet 2010'un ilk yazısı. Çok mu özel olmalı? Bence değil hatta yazdıkça aklıma geliyor ne hakkında yazacağım. Planlarımda ilk yazı Berlin hakkında olacaktı ama tüm notları evde unuttuğumdan, bir sonraki yazı olacak Berlin hakkındaki yazım. O zaman şimdi bu yazıya odaklanma vakti. Bazı kelimeler vardır sizin için çok ama çok önemlidir, bugün benim için önemli olan kelimeleri değerlendireceğim.

Aile- birlikteyken huzurlu hissettiğin kişiler
Arkadaşlık- gerçek olduğunda sırtınız yere gelmez
Aşk- doğru insanı bulunca hiç bitmeyen en güzel duygu
İçtenlik- bir insanda mutlaka olması gereken meziyet
İçgörü-Keşke herkesde olsa
Öğrenmek-Hiç bitmeyen bir yol
Tatil- Anlık duraksama, motivasyon kaynağı
Alışveriş- Güzel bir kaçamak
Sıcak- sıcak kahve sıcak sohbet, sıcak kişi kısaca bana çağrıştırdıkları hep olumlu
Yaz- Sıcak ve tatil daha ne olsun
Duygu- Keşke herkes duygularını gösterebilse
Mutluluk- Bakış açısı ile gelen
Sağlık- Belki de en önemlisi
Sabır- zorlandığım ve üzerine çalıştığım bir olgu
Sevecenlik- insanlara yaklaşma biçimim
Dans-Eğlence
Kitap-Okurken kendini kaptırmak

Benim ilk aklıma gelen bunlar oldu... Belki bir kaç kere daha yazarım...

Resim:http://www.ineedmotivation.com/blog/wp-content/uploads/2009/04/image-162460-827161-words_by_aiae.jpg adlı siteden alınmıştır