28 Aralık 2009 Pazartesi

Hayatımda Yeri olan Caddeler

Kendimi bildim bileli, ilk ilişki kurduğum cadde Bağdat Caddesi'dir. Eskiden değerini bu kadar bilmezdim. Karşılara taşınınca özler oldum evde sıkıldığında çat kapı çıkıp caddede dolaşmayı, vitrin bakmayı, yürüyerek kahve içmeye gitmeyi... şimdi isim oralarda eskisi kadar turlayamıyorum ama en azından bağlar kopmadı. Söyle bir ani canlanıyor: bir sabah uyanmışız her yer bembeyaz okullarr tatiiill yasasınnn. (bir gece önde büyükbabamın kırmızı radyosundan almışız haberleri) hemen kendimizi evimizin arka bahçesine atıyorum kuzenler, kardeşim ve ben... Şöyle okkalı bir kar topu savaşı, biraz kardan adam yapma denemeleri ve sonra eve dönüş... ıslak kıyafetler kaloriferin üstüne gider. biz de koşarak tv önüne... tabii çocuğuz bu bahçeye çıkma faslı bir maximum iki saat keser bizi... sonra kuruyan eşyalar tekrar giyilir ve hep beraber ver elini bağdat turu... önce vitrinlere bakılır, kitapçıdan yeni kitaplar alınır ve sonra biraz cafe keyfi ile kar başlayınca tekrar eve yürüyerek dönülür... bağdat caddesi= sıcak güzel anılar, yürüyüş keyfi....

Sonra büyüdüm ve Ortaokul zamaları geldi çattı. Okulum Beyoğlu'nda. ilk iki sene nefret ederek gitsem de sonra benim için İstiklal Caddesi'nin ayrı bir tadı oldu. İlk seneler bir cadde kızı olarak İstiklal'in değerini bilemedim. ama artık öyle değil... Geçenlerde Şebnem Ferah'in cdsini aldım (çok tavsiye ederim). İstiklal ile ilgili bir şarkısı vardı ... başındaki tramvay sesi ile İstiklal Caddesi gözlerimin önüne geldi... Yok Yok olmuyor.. Nereden başlaşam nasıl anlatsam durumu... İlk başta aklıma gelenler babam ile okulu çıkışı beni aldığında ilk iş İnci'ye gidip profiterol yemek... beyoğlu çikolatası, her tür insan, her tür dükkan, her tür eğlence yeri... ve sonraki senelerde Aşmalı Mescit, şimdilerde Şişane... daha ne olsun yok yok ki...Sabah git akşam çık, resim çek ilginç kareler yakala, güzel yemek ye, kitapçılara gir, kalabalığı gözlemle, tramvaya bin.... rahat ol, kasılma...

Üçüncü ve son cadde ise Nişantası... Burası hayatıma ne zaman girdi bilmiyorum ama uzun süre daha yeri olacak gibi duruyor... Kendi elit bir duruşu var, sokaklarında yürürken siz de bu duruştan nasibini alıyorsunuz... bakın nişantası halkına hepsinin kendine özgü bir tarzı vardır... Pazar günü yanlışlıkla içinden geçtiğimde bir hüzün olsa da genelde beni mutlu eden bir yerdir. Özellikle düğün hazırlıkları sırasında bir boydan diğerine sürekli yürüdüğümü bilirim. hep de birilerine rastlayarak sohbet ederek... zevklidir de her an karşınıza tanıdık birinin çıkabileceğini bilmek...

Berlin Yolcusu kalmasın

Çok feci yoğunluktan sonra en güzel dinlenme yöntemi...
Evet yine tatil heyecanı :) daha önce de yazmıştım Berlin yolcusuyuz. Havalar çok soğukmuş ama eminim ki bizi soğuk tutamaz... Maceralar dönünce Naklen...

18 Aralık 2009 Cuma

ideal pazar dediğin...


Geçen hafta süper bir haftaydı. Araya yeni yıl yazısı girse de, o güzel haftayı anlatmamak düşünülemezdi. Önce Çarşamba Kardeşim I.(kendisi bize davetiye buldu) ve sevgili dostum L. saolsun Public'te bir partiye gittik. Baya da hoş bir ortamdi, azıcık içtik, bol sohbet ettik sonra da aşırı geç olmayan bir saatte döndük. Girlzz night out oldu yani. Hem de kendimi yeniden genç hissettim. Partiye gitmeden de özene bözene bir iki parça kıyafet aldım güzel gözükeyim diye- saolsun insanlardan da olumlu geri bildirim alınca bir hoş hissettim kendimi :)

Sonra Perşembe yine aynı takım bu sefer Galata Modadaydık. Yaratıcı insanlara olan hayranlığım bir kez daha tavan yaptı.
Derken bir baktım Cumartesi akşam gelmis. Bebek Kitchenet'te oldukça kalabalık ve gürültülü bir grup saat gece 2 ye kadar yedik, içtik... Akşam döndük çok sevdiğimiz arkadaşlarımız bizdelerdi saat 4'e kadar. Pazara yorgun başladık ama süper geçti...

Pazar hatırlarsanız acaip soğuktu, üşenmedik hep beraber önce tünel House Cafe'ye gittik. (giderken birer buz kalıbına dönmüştük bile) Sonra öğlen 2'de günün ilk yemeği olan kahvaltımızı ettik. (Garson şaşırdı bizim gibi bir çekirge sürüsü ile karşılaştiğini bilmeden, o günkü günlük hasılatın 3/4 ü bize aitti heralde - bilmem anlatabildim mi). Neyse sonra grup çoğalarak arttı ve Pera Müzesi'nde Chagall'i ziyaret ettik. Yine süper yaratıcılık yine kafada bir ton soru. Nasıl oluyor da bu kadar yaratıcı insanlar oluyor diye... Tekrar takdir ettim yaratıcılığı gizli bir hayranlık ile. Bir kez daha anladım ki sanat dehası olmak için acı çekmek gerekiyor heralde...

Neyse dava bitmediiiii. Sonra da kalktık sinemaya gittik "Neşeli Hayat". Çok güzel bir filmdi. Acıklıydı ama güzeldi. Bir kere daha şükrettim sahip olduklarıma. Akşam da evde şarap açtık, TV'de UP çizgi filmini seyrettik. Ağladık,güldük,güldük, ağladık... sonra bir baktım ki yine bitmiş hafta sonu...
Darısı diğer haftasonlarına- bu kadar dolu dolu , bu kadar keyifli...

Resim http://www.artinfo.com/media/image/15924/004_Rome_ChagallLoversInBlue.jpg adlı siteden alınmıştır.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Yeni Yıl - Pembe Gözlük Senesi


Bayram öncesinde çok ama çok sevdiğim, uzun zamandır da görüşemediğim sevgili Lise arkadaşlarımlar görüştüm. Ayrılmaz 4'lu tekrar bir aradaydık :) Tabii ki bol sohbet, bol bol gülücük vardı bu buluşmada. Ayrılırken her ay yapmaya karar verdik bu buluşmayı. Sohbet sırasındaö bir arkadaşım kendi arkadaşlarıyla yaptıkları ve artık gelenekselleşmiş bir toplantıdan bahsetti. Her sene sona ermeden, bir sonraki sene için beraberce kendilerine birer amaç koyuyorlamıs. Hep beraber kafa patlatıp, sonrasında bu amaca güzel bir isim buluyorlarmıs. Tüm sene boyunca da amaca yönelik davranabilmesi için destek oluyorlarmış. Daha güzel bir sistem olamazdı bence.Güzel bir destek ve kendini geliştirme sistemi. Yaratıcı isimlerle iş daha da keyifli hale geliyor.

O nedenle ben de bunu bu sene denemek istedim. Düşündüm, taşındım bu sene kendimle ilgili neyi geliştirmek istiyorum diye ve kararımı verdim. Bu sene daha az stresli, daha rahat, daha az takan bir insan olmaya karar verdim. (Belki çok yaratıcı değil ama öncelikli olarak üzerinde çalışmam gereken beceri bu diye düşünüyorum). Geçtiğimiz sene yavaş yavaş hayır demeye başlamıştım (bir önceki yazımdan takip etmişsinizdir), bu sene de biraz kendimi rahatlatmaya başlarsam çok daha rahat ve mutlu biri olacağım.

Sizler de benim destekçim olur musunuz? Karamsarlığa düştüğümde bana destek olabilir misiniz? Böylece tüm sene boyunca pembe gözlüklerle dolaşırım ve belki gelecek senelerde de bir yaşam biçimine döner stressiz hayat).

Bir sonraki yazımda eylem planı yapacağım. Değiştireceklerim hakkında plan program yapmadan pembe gözlük takamam ki...

Sevgili S. Sana ve arkadaşlarına bu güzel fikir ile bana ilham verdiğiniz için teşekkür ederim.

Resim: http://www.pawsintheparkusa.com/images/PinkGlasses.jpg adli siteden alinmistir.

8 Aralık 2009 Salı

Hayat Bir Alışveriş

Konularım tükendi sanıyordum. Panik içindeydim ne yazsam acaba diye, birden bir çalışma esnasında bu konu geldi aklıma. (Ampül yandı yani tam anlamıyla :) )

Hayat bir alışveriş ama bazı benim gibi kişiler almayı pek de bilmiyor. Hep başkalarının isteklerini gerçekleştirerek, hep başkalarını öne koyarak ve kendilerini düşünmeden yaşıyorlar. Başkaları için adeta kendilerini tüketiyorlar. uyorlar. Bekliyorlar ki karşılarındaki kişiler onların isteklerini anlasın.

Ben anladım ki karşındaki kişiye istek belirtmezsen olmuyor. Öğrendim artık hayatın bir alışveriş olduğunu, ona göre hem başkaları için bir şeyler yapıyorum hem de onlardan istiyorum, soruyorum. Başta çevredekiler istediğiniz, sorduğunuz için şaşırsalar da sonradan alışıyorlar.

Bazılarınız için çok basit olabilir bu bahsettiğim ama istemesini bilmeyenler ve hep kendinden verenler bunun ne kadar zor bir yaşantı olduğunu anlayacakladır. Ben henüz anladım ki başkaları kadar kendimizi de ön planda tutmak bencillik demek değildir. Önce bizler kendimizi düşünmeliyiz ki tükenmişlik yaşamayalım. Tükenmişliğimizin ne kendimize ne de başkalarına faydası var.

Düşünün en son ne zaman kendiniz için bir şey yaptınız? (Sadece kendiniz için??)

2 Aralık 2009 Çarşamba

Perilerin dansı


Tatil dönüşü, içimde her zamanki gibi tatlı bir hüzün var. Tatil bitti ama evime ve sevdiklerime geri döndüm. (Son gün insan hem dönmek istemiyor hem de evini ve sevdiklerini istiyor. nasıl bir ikilemdir bu?) Keyifli bir 4 günün ardindan günlük rutinlerime geri dönduüm. Daha önceden söz verdiğim gibi tatil izlenimlerimi paylaşacağım bu yazımda. Belki bu büyülü yere yolunuz düşer.
Öncelikle kaldığımız otel çok otantik, küçük, sıcak ve hoş bir oteldi. Her odanın konsepti bir diğerinden farklıydı. 5 çift gittiğimiz için her odayı gezdim hepsi de birbirinden değişik idi. Bizim oda samanlık odasıydı. Ahşap bir tavan, eski ama ruhu olan eşyalar, ahşap koca bir yatak, güzel bir şömine ile romantik olduğu kadar karakteri olan bir odaydı. Kaldığımız otelin ismi Kelebek Otel'di. çok sevdiğim arkadaşlarım trip-advisor'dan bulmuşlar bu oteli. HeR İKİSİNE de burdan teşekkür. Hayatımda hiç hamama girmemiş ben, tam iki kere otelin hamamını kullandım. Çok da zevkliymiş (kese, köpük, masaj derken yolculuğun tüm yorgunluğu üstümden kalktı).
Otelden ayarladığımız tüm turlar ve rehberlik hizmetinden de çok memnun kaldık. Rehberimiz genç, dinamik, bilgili ve anlatımı iyi olan biriydi. (ismi Mustafa Kürşad Turgut - gidecek olan herkese tavsiye ederim) aynı zamanda ikinci gün yaptığımız balon turunda balonu kullanan pilottu. (Montunu çıkardığında pilot üniforması vardı- anlayacağınız gerçek bir pilot). Tatil hakkında gitttiğim yerleri unutmamak için gün ve gün ne yaptığımızı yazacağım. İsteyen son paragrafa geçebilir özet için :) (Bkz. işin özü ile başlayan paragraf)

1. gün:
Otele vardıktan sonra, sıcak çaylarımızı yudumlarken kahvaltımızı edip programımızı oluşturduk. Heyecanlı bir başlangıç yaparak ATV kiralayıp, Aşk vadisine kadar tür yaptık. Maalesef bu geziden anladım ki ben iyi bir ATV sürücüsü değilim, zırt pırt yolan çıkıp uçurumların eşiğinden döndüm. Sağolsun kuvvetli arkadaşlarım her seferinde beni girdiğim garip yerlerden çıkarıp kurtardılar hatta bana kendi ATVlerini bile verdiler. Yaklaşık iki saat süren turun ardından geç bir öğlen yemeğini ve sonrasında Hamam sefası yaptık. Akşam hiç beklemediğimiz bir şekilde süper bir yemek yedik. Gittiğimiz restoranın adı Orient'ti. Testi kebabı, kiremitte et ve mermerde pişmiş bonfile mükemmel tatlardı. Mezelerin ve şarabın da hakkını vermek lazım...
2. gün:
Sabah 5'te kalkıp güneşe sıcak bir merhaba demek, ve hayatımıza bir ilk daha eklemek için Balon turuna çıktık. Önceden anlattığım gibi pilotumuz hem çok deneyimli hem de çok iyiydi. Yaklaşık 1 saat balon turu ile vadilerin aralarında dolaştık, biraz teknik öğrendik (balon işine girsek mi diye düşündük-planlar yaptık) Güneşe merhaba dedikten sonra yere indik şampanya ile inişimizi kutladık ve sertifikalarımızı aldık. Sonra otele dönüp üzerimizdeki fazla katları attık, sıcak çaylarımızı içtik, deli gibi kahvaltı ettik ve tekrar yola çıktık. (Bu arada benim tanımadığım ama ünlü bir model olan Shalom Harlow ve heyeltraş Dustin Yellin ile tanıştık) Otelden çıktıktan sonra Kaymaklı'ya yer altı şehrini görmeye gittik. Gerçekten çok değişik şeyler öğrendim. İnsanlar yer altı şehrini şarap yapmak ya da düşmanlardan saklanmak için kullanıyorlarmış. İnsan her koşula ayak uyduruyor tek diyebileceğim bu. Kaymaklı'dan çıktıktan sonra, Avanos'a çömlekçilere gittik. Geçen sefer deneyememiştim çok içimde kalmıştı, sevgili arkadaşlarım bana hak tanıdılar ve hayatımda ilk defa çömlek yapmayı denedim. Çok zevkli bir şey çamura şekil vermek. Öğlen çok güzel ev yemekleri yapan bir lokantaya gittik. Yerin ismi Aravan Evi (gitmeden mutlaka yer ayırtmak lazım). Yemekler tek kelime ile süperdi. Şişkin karınlarımızla, Asmalı Konak dizsinin çekildiği oteli de gidip gördük. Bir de Rum mahallesini ziyaret ettik. Akşamüstü şarap tadımına gittik. (ama çok da başarılı bulmadık) Sonrasında otelde biraz dinlenip tekrar yemeğe gittik. Bu sefer LOcal diye bir yerde yedik. (Çok yemek yemişiz tekrar anladım her 3 cümleden 1 tanesi yemek ile ilgili)
3. gün:
Yine güne erken başladık. Adını hatırlamadığım eski bir manastırı ziyaret ettikten sonra Ihlara Vadisi'ne trekkinge gittik. Keyifli ve azıcık yorucu bir yürüyüşten sonra (tabi arada bir de kilise gezdik) yine yeniden yemek yedik :) (Yemeğin unutulmazı hiperaktif garsonumuz Osman'dı). Sonrasında mantar şeklindeki peribacalarını gördük. Ama günün en hit olayı dervişlere yaptığımız ziyaret oldu. 1 saatlik çok özel bir Sema ayinine tanık olduk. Aşk romanı'nı yeni okuduğum için özellikle keyif aldım. Daha sonra tahmin edersiniz ki yine yemeğe gittik. Bu sefer AlaTurka diye bir yerde yedik. (İlk geldiğimiz günden beri bize tavsiye edilen bir yerdi ama bence muhteşem değil)
4. gün:
Son gün yine erken kalkıp bu sefer Göreme açık Hava Müze'sini gezdik. Gezi bittikten sonra otele dönüp check out ettik. sonra gezmeye devam :) Bir halı dokuma merkezi'ne gittik. Halı nasıl dokunur, ipek nasıl elde edilir gibi süreçleri izledik. Hiç aklımızda yokken kendimize güzel bir de kilim aldık :)... Sonrasında Ürgüp'te biraz dolaşıp dönüş yoluna geçtik. Dözüşün hit yeri Kaşık-La oldu. Kayresi mantısı ile mideleri doldurduk...

İşin özü bir çok güzel anılarla birlikte eve döndük, bol kilo almış olarak. Bir çok ilke imza attık...
Yılsonunda bir de Berlin tatilim olacak. Onu da zamanı gelince yazacağım yine...

23 Kasım 2009 Pazartesi

Yaşasın Tatil... Hayata bir es vermek


Hayatta en çok sevdiğim şeylerden bir tanesi tatil. Benim kafamda tatil; yeni yerler görmek , yeni insanlar ile tanışmak- belki de yeni bir kültür hakkında öğrenmek, yeni yemekler tatmak ve sadece gezmek tozmak- içinde bulunduğum anı düşünmek. Hayata bir es vermek. Romantik yemekler, sevgiliyle yeni bir yerde yeni anılar oluşturmak, mutluluk ile hareket etmek. Kısaca anlamışsınızdır ben yeni yerlere gitmeyi çok seviyorum. Ruhum dinleniyor.

Neden bu yazıyı yazdım çünkü bayram geliyor ve çok uzun zamandır Vedat'ı götürmek istediğim bir yere gidiyoruz; Kapadokya :)Peri bacalarının mistik havasını soluyacağız. Ben daha önce gezdim gördüm ama çok gençtim. Eminim ki bir başka güzel gelecek bana bu sefer Kapadokya...


Tatil anılarımı burada paylaşmayı düşünüyorum. hatta özellikle tatil fotoğrafları için bolca hazırlık yapıyorum-okuma yapıyorum, denemeler yapıyorum.

Umarım hepiniz gönlünüze göre güzel bir tatil geçiririsiniz!!

Resim http://www.melegim.net/tatil/images/nevsehir.jpg adli siteden alinmistir.

16 Kasım 2009 Pazartesi

hayatımdaki yeni kişilere sıcacık bir merhaba

Ben yenilikleri seven bir insanım sanırım. Hatta baktığımda, bloğumda öyle ya da böyle bu konudan çok sık bahsettiğimi görebiliyorum. Değişiklikler, rutin olmayanlar, spontanlık hoşuna giden şeyler ama ilk defa hayatımda yeni bir dönem başlıyorsa yaşadığım his öncelikle panik. panik olunca gece uykuların yerini düşünceler alıyor. bir süre sonra alışabiliyorum bu yeni dönemlere. Son zamanlarda bu tip yenilikler sırasında yaşadığım panik halinin azaldığını, uykumun yerine geçen düşüncelere bir sınır çekebildiğimi anladim. (yani bu güç bende var)


Geçen hafta farkettiğim yeni bir şey, hayatıma giren insanların bana yeni hoşluklar kattığı oldu. Hayatımızda yeni biri olunca yeniliklere daha kolay ulaşabiliyoruz. O nedenle hayatıma yeni giren insanlara sıcacık bir merhaba deyip, hayatıma kabul etmeye özen gösteriyorum. Onlar da bu özenimi anlayıp, ona göre davranıyorlar.

Hayat bu sıralar karşıma çok ilginç insanlar çıkarıyor. Bu insanlarla tanıştıkça yüzümdeki tebessüm artıyor. Ben de hoş bir his bırakıyor. Onlarla biraz sohbet edip tanıştıkça, anlıyorum ki farklı yerlerde karşılaştığım bu yeni kişilerle tanışmam çok da tesadüf değil...


En son dün çok tatlı, benden yaşça küçük biriyle tanıştım bir seminer sırasında. Neden onunla eşleştim grup çalışmasında bilmiyorum ama sohbet ederken farkettik ki yaşlarımız çok farklı da olsa hayatlarımız paralel ilerlemis. Sizce birbirimizi seçmemiz tesadüf olabilir mi? Hayatlarımız hakkında konuştukça, benim için 'keşke' olarak kalan şeyleri gerçekleştiren biriyle tanışmanın hazzını da yaşadığımı fark ettim.

11 Kasım 2009 Çarşamba

zitliklarin beraberligi -dusunulebilir mi?

Dun sevgili Eti bana bir tane dua okudu, bir Aborjin Duasi cok etkilendim, sizlerle paylasmak istedim... Ozu hayat felsefesi niteliginde... Yaziyi okumadan once baslik hakkinda biraz dusunun. Basta manyakca gelebilir ama duayi okuyunca anlayacaksiniz.

Seni ayakta tutmaya yetecek kadar
Guzelliklerle dolu bir yasam surmeni dilerim.

Aydinlik bir bakis acisina sahip olmana
Yetecek kadar gunes diliyorum.

Gunesi daha cok sevmene
Yetecek kadar yagmur diliyorum.

Ruhunu canli tutacak kadar
Mutluluk diliyorum.

Yasamdaki en kucuk zevklerin daha buyukmus gibi
Algilanmasina yetecek kadar aci diliyorum.

Isteklerini tatmin etmeye yetecek kadar
Kazanc diliyorum.

Sahip oldugun her seyi takdir etmene
Yetecek kadar kayip diliyorum.

Son "Elvada"yi atlatmana yetecek kadar
"Merhaba " diliyorum.

9 Kasım 2009 Pazartesi

itiraf ediyorum...

İtiraf ediyorum, ben evde iki erkekle yaşıyorum ve ikisini de çok seviyorum. hatta bazen ben yatakta uyurken yanımda yatma kavgası da veriyorlar. sonunda ikisiyle beraber yatıyorum. gece kalkıp ikisini de yatakta görmek çok mutlu ediyor beni (hem de ben tam ortada yatıyorum her zaman) :) çok mu bencilce??

henüz 3 kişilik bir çekirdek aileyiz biz... ben ve vedat bu ailenin temellerini 2006 da oluşturduk. daha önce de bahsettim bizimkisi nerdeyse çocukluk aşkı. babamlar doğduğun gün vedat diye ağlıyordun derlerdi. bilmem ki ben kendimi bildim bileli vedat vardı :) seviyorum bu adamı hem de çok. umarım hep böyle kalırız... (küçücük fıçıcık içi dolu gerçek aşk şeklinde) iyi bir takımız, kocaman aşkız, deli ve doluyuz... hep güzel tamlamalar geliyor aklıma vedat ile kendimi düşündüğümde.

2007 de gelen ufaklık ise rasta. ben 4 ayaklı bir yaratığı bu kadar çok seveceğimi asla düşünemezdim. minik pembe burnu, pembe patileri, tüm elbiselerimin üstüne yapışan uzun sarı tüyleri, zaman zaman hoyrat tavırları, bazen yaptığı şapşallıklar, oyun oynarken gözbebeklerini büyümesi, etraftaki kuş ve böcekleri takip etmesi... bir çok anımız oluşuyor umarım daha da yüzlercesi olacak. onu ilk aldığımda korkuyordum sever miyim, bakabilir miyim? diye ama şimdi düşünüyorum da böyle sorularaa hiç mi hiç gerek yokmuş.

4 Kasım 2009 Çarşamba

30 a 2 kala -edited



ben-cu nun yazilarini hep takip ederim... en begendigim yazisi bugunku oldu. ben de ondan esinlenerek 30 yasima yaklasirken hayatimi tahlil edicem dedim... yani bu yazi ben-cu'ya itafen yazildi.
yazicam dedim demesine ama baktim ki bu isin icinden cikmak zor... Hayatımı 10 yillik 3 bolume bolmek, her 10 sene hakkinda yazmak kolay olur diye dusunmustum ama agir geldi dusunmek, tartmak...

0-10
tabii bu donem, hayatimda en az hatirladigim donem... 7 yasa kadar ailenin en kucugu, herkesin kuzusu olarak buyudum. dolayisiyla simariklik hayatimin bu donemini ozetleyebilir. bunun yaninda kaygi benim hayatımın her doneminde var. ilkokul 4. sinifta 5. sinif sinavlari nedeniyle gastrit baslangici teshisi heralde ozetliyor o donemi. kaygilarim vardi ama yine de resimlere goz gezdirdigimde mutlu bir cocuklugum olmuş. basit ve mutlu. dışarıdan baktığımda, ilgi goren minik hatta asiri zayif bir kiz cocugu, bu arada cokca kirilgan ve alingan. haaa bir de unutmadan hafif bir erkeksilik de var tabii...

10-20
hayatin ilk doneminden beri kayiplari yasamis bir aileyiz. ama ilk bilincli kayiplarimin oldugu bu donem icimdeki minik ve kirilgan kiz cocugunu olgunlastirdi. bu donemin ilk 5 yilinda kiz erkek iliskilerinde cekingen, ufak tefek gozukup kimsenin ilgisini cekmeyen kizdim. ikinci 5 yilda birden farkedilmeye basladim :) hayatima ozel kisiler girdikce kendimi daha bir kiz gibi hissettim... yirtik olmaya basladim... konusmak hayatımda önemli bir yer kaplıyordu. belki ilk 5 yil cekemedigimden, sonrasında olabildigince ilgi cekmek istedim. bu donemden itibaren yanimda sevgilim hep vardi halen de var :)) (thanks God) cocukluk askimiz, hayatimizin askina dondu... Bu dönemde baktığımda yine kaygilarima devam ettim... herkes beni sevsin kaygisi, basarili olayim kaygisi, meslegimi ogreneyim kaygisi... Özetle; aşık bir kaygi kumkumasiymisim...

20-30 a 2 kala
en zoru bu olsa gerek. her sene ayri bir ben gibi gecti... kariyer yaptim, kendi ailemi kurdum, ilerledim, kendimi kesfettim... ama kaygilarimi arkada bırakmadım. sanirim onlarsiz bir hayatım olmayacak... ama gecen senden beri, terapi, eğitim ve süpervizyonlar sayesinde kaygilarimi kontrol etmeyi ogrendim. kaynagina indim... genel durum; cok mutluyum :) hayatımda bir çok güzel dostluk ve değer var. Puzzle'ın bir kısmı yerine oturdu. (Kenarları tamamladım yani -çerçevesi hazır, şimdi ortayı hazırlamak lazım) Bu dönemde, dostlarima deger veren ama herkesin beni sevmesi için extra çaba harcamayan biriyim. kimisinin deyimiyle biraz daha kotu oldum ama olsunnn boylee daha mutluyum....

31 Ekim 2009 Cumartesi

her sayfa yeni bir ben






cokca kitap okuyan biriyim. her aksam okumadan uyumam. en sevdigim seylerden biridir yataga uzanip gunun yorgunlugunda kitaba gomulmek.
cok cesitli kitaplar okumayi severim. her kitap beni baska bir yere goturur... hatta zaman zaman kendi hayatimin bir bolumune geri gonderir. eglenirim okurken, hayal kurarim... sanki yeni kisilerle tanisir gibi her kitaba basladigimda icimde bir heyecan olur... icim pir pir eder.
merak ediyorum sizler ne okuyorsunuz bu ara? siz de yazin paylasalim. birbirimize katkimiz olsun. en sevdiginiz kitap nedir?
ben ask in etkisinden yeni ciktim simdi paulo coelho'nun kazanan yalnizdir adli kitabini okuyorum. tavsiye ederim...
beni etkileyen kitaplarin bir kismi; (su an aklima gelenler)
ask
iki yesil su samuru (ceren e tesekkurler)
Kucuk Prens
Mutluluk
Felsefenin tesellisi
p.s. bu arada hep bir okuma kulubune katilmanin nasil bir sey oldugunu merak ederim, var mi bunu tecrube eden?


blog isi...




blog yazmaya baslayacagim zaman, bu ise bu kadar saracagimdan emin degildim. ama yazi yazdikca insanin yazasi geliyor. dusuncelerimi bir yerde toplamak bana iyi geliyor. genellikle norah jones dinlerken yazmak hosuma gidiyor. baskalarinin yazilarimi okudugunu dusunmek, yapilan yorumlari okumak, her yorum ile bir kez daha dusuncelerin uzerinden gecmek... gercekten keyif veriyor bana...
bir baska keyif veren ise baskalarinin bloglarini okumak... gun gectikce (ve ben blog isine alistikca) bakiyorum da herkesin bir blogu varmis. ve zaman zaman yuzyuze fazla bir muhabbetimiz olmayan kisilerin, ne kadar da guzel yazdiklarini goruyorum. meger ne de cok ortak yon varmis diyorum. hosuma gidiyor baskalarinin hayatinin bir kesitini okumayi, onlarin dusuncelerini gormeyi.

bloglar ile beraber resmen hayatimizin bir kesimine dahil etmis oluyoruz insanlari.

p.s. iyi ki var bloglar diyorum, belki boylece ileride ki buyuk hayalimi gerceklestirebilirim... acemiligimi bu blog ile atlatabilirim :)

28 Ekim 2009 Çarşamba

çıkın kabınızdan

Gecikmiş bir çarşamba sohbeti olacak bu. Çok çok yoğun bir günün ardından ancak bilgisayar başına oturabiliyorum... (Eskiden bu saatte oturup yazı yazacağım hiç aklıma gelmezdi) Her neyse konuya dalalım.

Ara ara farkediyorum ki hep aynı şeyleri yapıyoruz. (Şimdi vedat hayydaa yine başladı diyecek:)) Ama öyle gerçekten. Haftasonları alışveriş yapmasak bile alışveriş merkezlerine tıkılıyoruz. Cumartesi akşamları genelde bir yemek sonrasında ev, pazar akşamları ise sinema. Hafta ortası akşamları ev (eğitimlere gitmediğim akşamlar). Bazen farklı programlar yapan insanları duyup imreniyorum. Ben de değişik şeyler yapacağım, ayarlayacağım, organize edeceğim diyorum ama ertesi hafta yine aynı programlara devam ediyorum. Kolayıma geliyor maalesef.
Biliyorum ki istanbul gibi koooocamaannn bir şehirde yapılacak farklı programlar bir tonn. Peki ya neden üşeniyorum??? Nasıl kırılırr bu döngüüü??

Alternatif program yapmak isteyen kaleye mum diksin? mum dikerken fikir de paylaşsın... Belki de birbirimizin çığlıklarından ilham alıp şu kısırdögüyü yıkar, 50 sene sonra torunlarımıza çılgın maceralarımızı anlatırızzzz...

21 Ekim 2009 Çarşamba

carsamba sohbetleri - 1

Her carsamba nisantasinda oluyorum... aksamustleri. Kendime ayirabildigim 1-2 saatim oluyor. Sonrasinda aile terapisi egitimine katiliyorum. Egitimdeki konular zor, zaman zaman insana kendi iliskisini sorgulatiyor. O nedenle de oncesinde aldigim bu mola bana iyi geliyor.

Bu bos vakitte de bir cafe de oturup yazilarim uzerine calisiyorum. Uzerine calistigim yazilarin cogu mesleki yazilar oluyor ama bloguma da carsamba sohbetleri basligiyla yazabilirim diye dusundum- tabii molalarimi ne kadar devam ettirebilirsem :) Bu arada ben konusmadan duramayanlardanim, bu yazilarin basliginin carsamba sohbetleri olmasinin elbette bir nedeni var...

Bugun yine trafikteyken (bkz. hesapladim 1 ayda 10 gun trafikteyim baslikli yazim:)) degisimlerin aslinda insani ne kadar yeniledigini dusundum. Degisimi yapana kadar kimi zaman belki zorlaniyoruz ama bir yonuyle de bize iyi geliyor. Enerjimizi arttiriyor. Genellikle canim sikildiginda saclarimi degistiririm. Gelen tepkiler beni eglendirir, kendimi farkli hissederim.

Aile terapisi egitiminde de aslinda uzun sure beraberlik yasayan ciftlerin, evlerindeki cercevelerindeki resimleri ara sira degistirmeleri gerektiginden bahsetmistik gecen sene. Zaman gibi insanlar da degisken. Ciftler eski resimlerinden farkli oluyorlar bir sure sonra, farkli yasanmisliklar etkiliyor onlari.
O nedenle bir sonraki yapacagim degisikligi buldum; evde cokca olan dugun resimlerinin bir kismininin yerini yeni resimlerin alma vaktii gelmistirrr...

14 Ekim 2009 Çarşamba

hayat döngüsü



hayatımı takip eden sevgili dostlarım heralde bu yazının ne ile ilgili olduğunu başlığına bakarak tahmin edeceklerdir. ama tahmin edilmeyecek bir şey benim artık ölümden korkmamam ve farklı bir bakış açıcı ile bu duruma yaklaşmam. bu şekle gelmemde iki büyük etkenden biri terapi diğeri ise bir dost...
ölüm, kayıp, yas hayatın acı ve kaçınılmaz bir yönü. Dostumdan öğrendim ki ruh ile bedeni ayrı tutuğunuzda yani vücudu sadece bir makina olarak algıladığınızda işler daha kolay hale geliyor. yani ruh vücudun bir misafiri. makinanın pili bittiğinde ruh yine de baki kalıyor. (başta bu inandırıcı gelmeyebilir ama bu şekilde bile düşünmek bir oh dememizi sağlıyor). dostumdan öğrendiğim ve terapide de çalıştığım ve yine beni rahatlatan bir başak düşünce bardağı dolu tarafından görmek... ben eskiden bir tanıdığımı kaybettiğimde isyan ederdim. onunla bir daha konuşamaycak olmak beni zorlardı. ama artık o insanı tanıdığım için şükretmeyi öğrendim. beni tanıdığı, bana kattıkları, ve paylaştıkları için...
terapide konuştuğumuz ve ölüm anksiyetesinin önünü kesen bi başka konu ise keşkelerle yaşamamak... (henüz uygulamaya çalışıyorum- bir miktar ilerledim ama daha yolum var) keşke-siz hayat... istediğini söylemek, istediğini yapmak, hayatın ve anın keyfini çıkarmak.

kaybettiğim (ama aslında yanımda olan) tüm değerli insanlara itafen...
(Yazının resmi http://img112.imageshack.us/i/eternalflamebyjustjuicenf9.jpg/#q=sonsuzluk internet sitesinden alınmıştır.)

7 Ekim 2009 Çarşamba

Corap Savaslari (Episode 1)

Savas denilince akliniza guzel bir sey gelir mi? bana geliyor su savasi, yastik savasi... Ikisi de cok keyifli ve eglencelidir. Biz gecen aksam Vedat ile yeni bir tur gelistirdik corap savaslari... hatta rasta da katilinca daha bir komik hal aldi savasimiz... sole oluyor katlanmis cekmeceye yerlestirilmemis coraplari basta birbirinizi kizdirmak icin daha sonra oyunun heyecanina kapilarak yatagin bir ucundan digerine firlatiyorsunuz... sonra da digerinin attigindan kacmaya calisiyorsunuz. cok keyifli gelecegin sporu biri olabilir... rasta da havada ucusan coraplarin pesinden kosuyor... hatta biz hizimizi alamadik cekmecede duran masum coraplarimizi da isin icine kattik.
neyse tabii yazinin amaci oyunumuzu anlatmak degil... guzel vakit gecirdik. mutlu oldum bu farkli paylasimdan. bize ozel oldu. suzi vedatin oyunu oldu. hic unutmak istemedim buraya yazdim... var midir acaba her ciftin oyunu?

2 Ekim 2009 Cuma

Tuz ve Tekila (Dikkat alintidir!!)

bana gelen bir maili hicbir zaman unutmayayim diye bloguma ekliyorum... kim yazdiysa insanlari nasil mutlu edecegini biliyor...

Farkında olmayabilirsin ama %100 doğru:
1. Bu dünyada uğrunda ölebileceğin en az iki kişi vardır.
2. En azından 15 kişi öyle ya da böyle seni seviyordur.
3. Herhangi birinin senden nefret edebilmesinin tek sebebei, aslında sadece senin gibi olmak istemesidir.
4. Senden gelecek bir gülümseme bazılarına mutluluk getirebilir, o senden hoşlanmasa bile.
5. Her gece, BİRİSİ uykuya dalmadan önce seni düşünüyor.
6. Birisi için dünyalara bedelsin.
7. Çok özel ve teksin.
8. Varlığını bile bilmediğin biri seni seviyor.
9. Hayatındaki en büyük hatayı yaptığın zamanda bile, ondan hayırlı birşey çıkar.
10. Ne zaman dünya sana sırtını dönmüş gibi hissedersen, dön ve bir daha bak.
11. Her zaman aldığın iltifatları hatırla. Kaba sözlerin hepsini unut.
12. Ve hep hatırla.... Hayat sana ekşi limonlar sunarsa, sen de tekila ve tuz iste ve beni çağır !! (beni mutlaka cagiiiirrrr :))

28 Eylül 2009 Pazartesi

yemek icin yasamak ya da yasamak icin yemek

Vedat hep 'yemek icin yasama, yasmak icin ye' derdi. bu lafi soylediginde genelde onun cani yemek istemeyip ben ne yesek diye dusuncudgum zamanlar olur. bu lafi soylediginde ona kizarim. bence yemek sosyallesmek icin guzel bir zaman. hele hele herkesin keyif aldigi bir sofraysa muhabbet ozellikle cok tatli olur.
son selanik seyahatimiz de tam bir yemek seyahatiydi. 10 kisilik grubumuzda dikkat cekici ozellik nereye gidersek gidelim hep ayni hesabi odememizdi :) ouzolarimizi icerken ve deniz mahsullerinden olusmus mezeleri yerken muhabbetimizin ustune yoktu...
iste o nedenle vedat a katilmiyorum sadece yasamak icin ye dediginde. ama bugun biraz da hak verdim. oruclu oldugum bu gunde aslinda canimin hic de suslu yemekler cekmedigi sadece su ve sicak bir corba cektigini fark ettim. ''ohhh the simple pleasures of life'' durumu yani... ve tekrar sahip olduklarim icin sukrettim (zaten bu gunun amaci da bu degil mi?)

16 Eylül 2009 Çarşamba

sevilmenin degeri

cocuktan ogren haberi derler ya ben de cocuktan ogren duygulari demek istiyorum...
bugun bir seansta duygular uzerine calisiyorduk... duygularimiz neler, karsimizdaki insanin duygularini nasil anlariz, hangi olaylar hangi duygulari ortaya cikarir gibi...
ne zaman mutlu olursun diye sordugumda, cocuktan gelen cevap su oldu "biri bana seni seviyorum dediginde''...
mesaj superr :)
fazla soze gerek yok bence...

10 Eylül 2009 Perşembe

korkulari yaratmak

Su an izmir de efesten bildiriyorum:) arada bir konferansi ektim odada dinleniyorum... izmirde efes e giderken aklima geldi de bu konu ancak vakit buldum yazmaya...
beynimiz gercekten inanilmaz isliyor. Simsek ve gok gurultusu beni hep korkutur. icim sıkışır. yolda giderken 45 dakika tam bir firtina. yer yerinden oynadi simsekler hatta yildirimlar vardi... eceye (is arkadasim) dondum ayy tam korku filmi dedim... neyse onun olmasi beni yatistirdi... sonra yagmurun guzel taraflarini dusunur buldum kendimi. onu dusununce rahatladigimi endisemin azaldigini gordum... yaa biz korkularimizii kendimiz yaratiyoruzz cogu zaman. her ne kadar korku duygusu survival icin onemliyse de endise kumkumasina donmemeliyiz diye dusunuyorum...
bu arada tv'den istanbulda olanlari seyrettim cok uzuldum :(

7 Eylül 2009 Pazartesi

Sonbaharda Balkon Keyfi...

Bir de baktik ki butun yaz boyunca balkonda oturup keyif yapacak vaktimiz olmamis... biz de askimla cumartesi aksamustu gunes halen isitirken balkon keyfi yaptik... kitap okuduk, sohbet ettik, muzik dinledik. gercekten cok keyifli oldu.

ben elif safak'in ''ask'' adli romanina basladim. hakkini vermek lazim aninda insani sariyor. kitaba devam ederken beni dusunduren bir paragrafi da sizlerle paylasayim dedim.

''kim olursak olalim, dunyanin neresinde yasarsak yasayalim, ta derinlerde bir yerde hepimiz bir eksiklik duygusu tasimaktayiz. sanki temel bir seyimizi kaybetmisiz de geri alamamaktan korkuyoruz. neyin eksik oldugunu bilenimiz ise cok az.''

sizi de dusundurdu degil mi?

3 Eylül 2009 Perşembe

Bir yazı için hazırlanırken...

Çok önceden bir kitap almıştım. Bu kitabın içinde çok hoş bazı deyişler var bir kaç tane paylaşayım dedim...

Yaşamda nefes alıp vermek ne ise,
ilişkilerde de iletişim kurmak odur.
Virginia Satir

Birbirimizi iyileştirmek için yapabileceğimiz en değerli
şeylerden biri, karşımızdakinin hikayelerini dinlemektir.
Rebecca Falls

Gülmek, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.
Victor Borge

Neyse daha çok çoookkk var... Diğerleri için bekleyin. önce bunları sindirin...

2 Eylül 2009 Çarşamba

her Son Bir Baslangic

Yaz bitiyor diye uzuluyor musunuz? ben de uzuldugumu dusunuyordum ta ki gecen sabah yagmur ile uyanana kadar... odada hafif bir esinti vardi bir de yagmur kokusu... kendi kendime yaaa ozledim galiba ben usume hissini dedim... mutlu oldum. sonra da dusundum beni baska boyle ufak neler mutlu eder? asagidaki liste sirali degil aman kimse yanlis anlamasin...
1) Uzun zamandir denize girmedikten sonra denize ilk girdigim an
2)Cok sevdigim tatliya ilk attigim catal
3)Tatilin ilk gunu
4)Uzun seyahatler, yeni yerler gormek
5)Girlzz night out :)
6)Romantik yemekler
7)Kahkaha ile gulmek
8)Kahkaha ile guldurmek
9)Yagmur yagarken sicak evimde nescafemi yudumlamak
10) Sabahlari opulerek uyandirilmak
11)Buyukannemi ziyaret ettigimde gozlerinin ici parlamasi
12)aksam mide agrisiyla yatmisken sabaha herseyin bitmis olmasi
13)Kardesimin kahkahasi
14)Annemin telefondaki sen sesi
15)Babamin duygulandigini gormek
16)Suprizlerrrr (arkadaslarin, ailenin ve askinin yaptigi)
17)Askima ve sevdiklerime supriz hazirlamak
18)Cok uzun zamandir konusamadigim arkadaslarimla bulusup, catch up etmek :)
19)Yazdigim yazilari tekrar okumak
20)Yeni bir kitaba baslamak
21)Guzel bir yer kesfetmek
22)Cok sevdigim bir yemegi yemek
23)Cocuk gibi eglenmek
24)Iltifat almak
25)Yaptigim bir isin begeni toplamasi
26)Kuaforden ilk ciktigim an -hele de sacimi cok degistirmissem :)
27)Etrafimdaki kucuk cocuklari guldurmek
28)Arkadaslarimi yanimda hissetmek
29)En yakin arkadasla basbasa cikilan yemekler ve dedikodular
30)Aile ve bayram yemeklerinde herkesin bir araya gelmesi
31)Kitapcidan bir suru kitap, cd ve dergi almak
32)Pazar sabahi kahvaltilari
33)Haftasonu kacamaklari
34)Pazar aksami yapilan son keyifli etkinlik
35)Nutella kasiklamak
36)Baharda cimlere uzanmak
37)Havalar isinirken ilk defa acik hava programi yapmak
38)Baharda Polonezkoy e gitmek
39)Mangal partisi
40)Kar yagarken evde mahsur kalmak-istediginde cikip kartopu oynamak
41) Ozellikle kar yagdiginda somine basinda muhabbet
42)Kiz kiza cikilan alisverisler
43)Tatil planlari yapmak
44)Cok yorgunken kendini yatagina birakmak
45)Yatak degistirildiginde carsaflarin kokusu ve degistirilmis bor yataga ilk yatildigi an
46) Tekne ile deniz acilmak
47) Sabah yatakta kahvalti suprizi
48) Gece uyandiginda hemen uykuya gecebilmek
49) Yağmur yağdıktan sonra açan güneşle beraber, rengarenk bir gökkuşağının ortaya çıkması
50)Uykuya daldigin o an
51) Sevgili ile yatagi paylasmak....
ve daha yuzlerce sey aklima geliyorrr... ee o zaman mutlu olmak cok cok kolayyyyy aslinda...
bu arada siz de sizi mutlu edenleri yazsaniza. dusunmesi bile cok zevkli :)

sevgiler

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Allezz Kemer Alleezzzz

Düşündüm taşındım ve farkettim ki ben hep hüzünlü zamanlarımda yazı yazabiliyorum... ama bu blog depresif bir blog olmamalı. o nedenle kasıyorum ve hüzünlü olmadığım zamanda da yazı yazıyorum :)
bu hafta kemer club med'den döndüm. çok manyak bir yer. gerçek bir dünya değil. herkes rahat, huzurlu, mutlu sürekli partilemece. hayat böyle olabilir mi? yoksa tüm bu güzelliğin içinde bir süre sonra bayar mıyız? açıkçası oarada bulunduğum bir hafta her gün her dakika orada olduğum ve yaşadığım için şükrettim... hatta keşke dönmeseydim bile dedim. ama heralde bu süre uzasaydı ben de burası gerçek dünya değil diyebilirdim. sanırım olay da bunu söylemeden geri dönüp ağızda hoş tadın ve beyindeki hoş anıların sürekli kalması...

29 Haziran 2009 Pazartesi

hesapladım 10 günde 1 gün trafikteyimm???



bu sabaha işe giderken tam 2,5 saat trafikteydim. o yüzden bol bol hesap yapacak zamanım oldu. 10 gün sadece tek yönde gitsem toplam 25 saatim trafik gecicek 2. köprüde yapılan çalışma nedeniyle. yanii her 10 günde bir üstelik eve dönüşümü hesaba katmadım tam 1 günüm trafikte geçiyor...

istanbulda yaşamak, hızlı yaşamak, karmaşa... sahi bizi bu ülkeye ve bu şehre ne bağlıyorrr???

hayat denilen oyun...

hayat denilen oyunda acaba kendi oluşturduğumuz karakteri çok mu ciddiye alıyoruz? son günlerde çevremdeki olayları ve kişileri gözlemlediğimde pek de mutlu olduğum söylenemez. her gün kavga gürültü şiddet ile içiçeyiz. ne oluyor bize böyle? birbirimizle konuşamaz, şaka yapamaz olduk. bir şey ağzınızdan çıktığı an birileri patlamaya hazır bomba gibi. yanlış anlamayın bu sadece diğerlerinin sorunu değil ben de böyleyim çoğu zaman. hayatı ti ye alamıyoruzzz. küçük şeylerden mutlu olamıyoruz.
baktığımda çevremde bir sürü mutsuz, asık suratlı insan. "ee neler yapıyorsun?" diye laf açıldığında, hep aynı cevap "ne yapalım iş güç"... bir araya gelinice bile edilen sohbbetler aynı.
bu çağın hastalığı mı? teknoloji geliştikçe daha mı mutlu oluyoruz yoksa teknoloji ve modernite bizi mutsuz hayatlara doğru mu sürüklüyor?
geçen gün terapide de konuştuğumda ben dahil çevremdeki tüm insanların kendini çok çabuk tükettiğimizi farkettim. hep yorgunuz. (üstelik henüz hayatta acemi sayılırız).
bu kısırdögü nasıl kırlır? nasıl daha mutlu oluruz? bilemiyorum... fikriniz varsa paylaşın lütfen....

29 Nisan 2009 Çarşamba

İlk deneme

Merhabalar,
Bu ilk denemem. çok fazla da bir beklentim yok. hatta ortaokuldan beri yazı yazmayı sevmemişimdir. Nedeni ise, kompozisyon sınavlarında ne yaparsam yapayım düşük not almak heralde.
Bu sefer sadece yazıyorum. Beklentisiz... (Benim için zor bir kelime beklentisiz olmak, yaşadığım 27 sene boyunca birilerinin beklentilerini karşılamaya çalıştığımdan olsa gerek- işte bu nedenle bu blog benim için ve beklentisiz. Bakalım nasıl bir iş çıkacak)
Master tezimi tamamlayıp son noktayı koyduğumdan beri aklımda bir kitap yazma hayali oluştu, çünkü birilerini itaf etmek hoşuma gitti kendi çalışmamı.
Her gece yeni fikirler, yazılabilecek yüzlerce şey geliyor aklıma ama yazma tembeliy(d)im. Sabah başına oturunca yok diyorum geçti hevesim. unuttum çoğu yazacağımı.
Bu sefer deneyeceğim, pes etmeyeceğim, bakalım neler çıkacak.